Bir zamanlar, Absolut şişelerinin değişik modellerinin toplandığı bir katalog görmüştüm. Ve dünyada kendine böylesi gereksiz işler yaratabilen insanlar varken neden bu denli işsizlik var, diye düşünmüştüm.
Bir keresinde Londra'dan Paris'e gitmek üzere gece trenine binmişken kendimi Manş'ı geçen bir feribotun su seviyesinin altındaki ambarında, kilitli bir vagonun içindeki kilitli bir kompartımanda bulmuştum; o sırada Yunus aklıma gelmedi ama belki de duyduğum panik onunkine benzerdi. Ders kitaplarında görülecek türden daha tipik bir korku mu söz konusuydu: Ana rahmine bir kez daha dönme dehşetine yol açan, nabız gibi atan bir balinanın karnında bulunma imgesi?
...
Yunus gibi hepimiz de yaşam denizinde oraya buraya savruluyoruz, apaçık bir ölüm ve kesin bir gömülme gerçeğiyle yüz yüze geliyoruz ama araba vapurunun kapıları açılıp da Tanrı sevgisini tanımak üzere yeniden ışığa kavuştuğumuzda kör edici bir diriliş duygusuyla karşılaşıyoruz. Mit bu yüzden mi belleklerimizden hiç çıkmıyor?
Yeniden, yeniden bekliyordu insan. Hiçbir şey olmuyordu. İnsan bekliyor, bekliyor, bekliyordu; düşünüyor, düşünüyor, düşünüyordu ta ki şakakları zonklayana kadar hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız... Yalnız...