Yürek Sızlatan Bir Çocukluk: Zezé’nin Dünyası
Puan vermedi·184 syf.··
2026 23. kitabı
​Bu kitabı okurken kendimi sadece bir kurgunun içinde değil, Zezé’nin o küçük kalbinde, her gün biraz daha büyümek zorunda kalan bir çocuğun yanında buldum. Zezé, bir çocuğun hayal gücünün aslında ne kadar geniş ama yaşadığı dünyanın ne kadar dar olduğunu gösteriyor bizlere. Yoksulluğun içinde, etrafındaki yetişkinlerin sertliğiyle baş etmeye çalışırken, en büyük teselliyi bir şeker portakalı fidanında bulması, aslında insanın kendine kurduğu sığınakların ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. ​Okurken boğazımın düğümlendiği anlar oldu. Zezé’nin o "yaramaz" olarak etiketlenmesi, aslında bir çocuğun anlaşılma çabasından başka bir şey değildi. Kendi içindeki o cevheri, çevresindeki yetişkinlerin acımasızlığıyla köreltmeye çalışmaları... Özellikle Manuel Valadares, yani namıdiğer "Portekizli" ile kurduğu bağ, kitabın en sarsıcı noktasıydı. Bir çocuğun, kendi babasında bulamadığı şefkati başka birinde bulması ve o şefkatin kayboluşuyla ilk kez "yetişkin" acısıyla tanışması, hikâyenin kırılma noktasıydı. ​Zezé, bir çocuğun gözlerinden dünyaya bakmanın ne kadar ağır bir yük olduğunu, bazen bir tokatın sadece yanağa değil, ruha nasıl iz bıraktığını anlatıyor. Onun o erken olgunlaşması, aslında kaybedilen çocukluğun sessiz bir ağıdı gibi. ​Kitabı kapattığımda zihnimde kalan şey, Zezé’nin o saf sevgisi ve hayatın insanın içindeki o küçük çocuğu nasıl erken öldürdüğüydü. Bize belki de şunu öğretiyor: Bir çocuğa verilebilecek en büyük hediye, onun dünyasına gerçekten dahil olmak ve ona gerçekten şefkat göstermektir. Zezé ile birlikte ben de büyüdüm, ben de incindim ve ben de o şeker portakalı ağacının gölgesine sığındım.
Duygu ve Düşünce
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,6bin okunma
Ayrılıktan sonra kadından geriye kim kalır?
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 19:28
Bunu okurken bir kez daha anladım ki ben insanı rahatlatan doğrulardan çok, insanı yerinden eden dürüstlükleri seviyorum. Ve Rachel Cusk bunu en iyi yapanlardan biri. Sadece kendini soyup ortaya koymakla kalmayıp bir de gerçekliğine adını verebilenlerden. Sonrası bence Cusk’ın en çıplak, en rahatsız edici metinlerinden biri. Roman değil; boşanma, evlilik, annelik, kimlik ve dağılmış bir hayatın ardından geriye ne kaldığı üzerine çok kişisel ama aynı zamanda düşünsel bir anlatı. Alt başlığı “Evlilik ve Ayrılığa Dair” biraz açıklayıcı duruyor ama kitabın özü aslında şu soruda yatıyor: Bir kadın, yıllarca kurduğu yapının içinden çıktığında geriye kim kalır? İnsanlar ayrılık anlatılarında çoğu zaman ahlaki merkezi kendilerine yerleştirir. “Ben incindim, karşı taraf değişti” der. “Yıllardır evli olduğum adamı hiç tanıyamamışım” der. Cusk ise kamerayı sürekli kendine çeviriyor. Üstelik bunu kendini aklamak için değil, kendi karanlığını görmek için yapıyor. Bu yüzden Sonrası alışıldık bir boşanma anlatısı gibi işlemiyor. Bir mağduriyet hikâyesi kurmuyor. Hatta bazen okuru rahatsız edecek kadar kendini suç ortaklığı içine sokuyor. Özellikle çocuklar konusunda anneliğin “kutsal fedakârlık” mitiyle hiç uyuşmayan duyguları dile getiriyor: sahiplenme, kıskançlık, kontrol arzusu, bencillik… Bunları bastırmadan yazıyor. Ve bunu okurken insan şunu hissediyor: Cusk, iyi görünmek istemiyor. Bence edebiyatta en nadir cesaretlerden biri bu. Çünkü çoğu otobiyografik metin sonunda yine bir benlik inşasıdır; yazar kendi anlatısının mimarı olarak kalır. Cusk ise yer yer kendi imajını parçalamayı göze alıyor. Bu yüzden metin bazen neredeyse mahremiyet sonrası bir hâl alıyor; sanki yalnızca yaşadıklarını değil, kendi benlik kurgusunu da dağıtıyor. Acımasız bir dürüstlükle yazmış. Ama bu
Edebiyat
SonrasıRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 202628 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
Şeker Portakalı benim için bir kitaptan çok daha fazlasıydı. Okurken sadece bir hikâyeye tanıklık etmedim; sanki bir çocuğun kalbine dokundum, onunla birlikte incindim, onunla birlikte büyüdüm. Zeze… Onu anlatmak aslında çok zor. Çünkü o sadece bir karakter değil, içimizde bir yerlerde hâlâ yaşayan o kırılgan, saf ve anlaşılmayı bekleyen çocuk. Sayfalar ilerledikçe Zeze’nin yalnızlığı, sevgisizliği ve buna rağmen içinde taşıdığı o inanılmaz sevgi kapasitesi insanın kalbine ağır ağır yerleşiyor. Öyle ki bazı anlarda kitabı kapatıp derin bir nefes alma ihtiyacı hissediyorsun. Bu kitabı okurken en çok hissettiğim şey şuydu: Keşke Zeze gerçek olsaydı. Karşımda bir vücuda bürünseydi de ona sımsıkı sarılsaydım. Ona, her şeyin geçeceğini, aslında ne kadar değerli olduğunu fısıldasaydım. Belki de bu his, kitabın en güçlü yanı; çünkü bir kurgu karakter için böylesine derin bir şefkat hissetmek, yazarın ne kadar gerçek bir dünya kurduğunu gösteriyor. José Mauro de Vasconcelos öyle yalın ama öyle etkileyici bir dil kullanmış ki, okurken süslü cümlelere değil, doğrudan kalbe dokunan duygulara maruz kalıyorsunuz. Bu sadelik, hikâyeyi daha da sarsıcı kılıyor. “Şeker Portakalı” bana çocukluğun her zaman masumiyetle değil, bazen derin acılarla da yoğrulduğunu hatırlattı. Ama aynı zamanda, en zor şartlarda bile sevmenin ve hayal kurmanın insanı nasıl ayakta tuttuğunu da… Kısacası bu kitap, sadece okunup rafa kaldırılacak bir hikâye değil; içinizde bir yere yerleşen, zaman zaman kendini hatırlatan bir his. Ve ben, Zeze’yi hiç tanımamış olmayı değil… onu tanımış olmayı, onunla aynı dünyada bir süre de olsa yaşamış olmayı seçerim.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,6bin okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2026 36. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 06:00
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara. Bunu gördüm bir yerde, çıkamadım içinden. Şiir budur. Günah kadar beyaz olmak ne demek, tövbe kadar kara olmak ne demek. Ben şöyle diyorum buna, kemâlde noksanimiş incinen incitenden. Hiçbir şey ama hiçbir şeyde tek bir suçlu aramamak lazım. İncinen haklıdır diye bir kaide yok. Kendini incittirmemek bir dereceye kadar insanın elinde. Ben burada şiirsel bir incinmeden bahsediyorum. İnsanın elinde olmayan maddi felaketleri kastetmiyorum. Hep ben incindim hep beni kırdılar doğru bir zihniyet değil. Bunun sonu da yok ki. Mecburuz. Kendi suçumuzu da olaya dahil etmeye mecburuz. Evet sen günah olabilirsin ama beyazsındır, evet o tövbe olabilir ama karadır. Şiir işte. Baya baya Şiir. Lisede iki tane şiiri hep dilimize dolardık, mona rosa akgüller beyaz güller, bir de üşüyorsan sence ceketimi al. Şiir cahili lise talebesi işte. Yukarıdaki dize için okudum ama başka başka güzellikler de buldum. Şiirin azizliği. Allah rahmet eylesin.
Şiir
Şiirler 1 - Monna RosaSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202411,4bin okunma
ÇÜNKÜ ANNEN YOKSA KİMSEN YOKTU HAYATTA!
10/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 12:12
Sahi; yokluk dediğimiz şey sadece fiziksel bir şey midir? Varken yok olan şeyler daha can yakıcı değil midir? Tıpkı, varken hiç olmayan anneler gibi… Her an fiziksel anlamda yanında olup da seni hiç görmeyen, sevmeyen, bir kere bile sarılmayan, saçlarını taramayan, yanağını okşamayan, sana bir hiçmişsin gibi muamele eden eğer annense; sonrasında hayatında hiçbir zaman hiçbir kimsen olmuyor, olamıyor. Çünkü dedim ya: “Annen yoksa kimsen yoktu hayatta…” Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bugün çok duyguluyum yukarıdaki girişten de anlayacağınız üzere… Çünkü bundan yaklaşık iki yıl önce okuduğum ve kalbimi paramparça eden Kambur kitabının beklediğim yeni baskısı sonunda yayınlandı, hem de genişletilmiş haliyle… Kavuştuk sonunda Acibe’m ile… Yine ağladım, yine yaralandım, yine incindim, yine öfkelendim ve yine çok çok etkilendim… Esra Kahya ’nın Kambur kitabı 2021 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’ne layık görülen bir eser. Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği bu tören için sınırlı sayıda basılmasından dolayı ben kitabı Yüksel Yüksel ‘in önerisiyle PDF şeklinde okumuştum. Telif hakkı süresi dolup da 2026’da tekrar basılacağı, Acibe ile fiziksel olarak kavuşacağım günü bekliyordum uzun zamandır. Ve sonunda geçtiğimiz günlerde kitap Bir İntihar Çok Ölüm ismiyle, genişletilmiş ve yeni eklenen kısımlarıyla tekrar basıldı ve hemencecik alıp okudum. Acibe’m… 35 yaşında kambur bir kızın intiharı ile başlıyor roman. “Ben bu gece kendi isteğimle öldüm. Otuz beş yıl süren bir kâbustan uyanmak için bunu yapmak zorundaydım ve yaptım. Pişman mıyım? Belki, biraz… Yaşayan her insan kadar pişman ve ölen her insan kadar eksik işte.” Bu paragraf daha ilk baştan içine çekiyor sizi. Acibe’nin kendi tabutu başındaki solosu ile okuyoruz bütün hayatını kendi ağzından. Annesi olacak
Edebiyat
Bir İntihar Çok ÖlümEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2026489 okunma
9/10
·160 syf.··
2025 50. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 24 Aralık 2025 19:52
Sizinle bugün severek okuduğum bir kitabı, Fatma Erdağ’ın Terapide Yeniden Doğuş: Sina kitabını paylaşmak istiyorum.Kitabın konusu;anne ve babası tarafından istenmeyen, şiddetle,sevgisizlikle,ilgisizlikle büyümüş olan Sina'nın terapiyle beraber nasıl "iyileştiği." Sina anne ve babası tarafından istenmeyen bir çocuk,onun istenmeme hikayesi daha anne karnında başlıyor üstelik.2 ay önce "erkek" bebek dünyaya getirmiş olan annesi beklenmeyen bir zamanda yine hamile olduğunu öğrenir.Bebeği istemez,düşmesi için elinden geleni yapar yine de bebek doğar. Üstelik bu bebek bir "kız".Hemde kız olan bu bebeğin hırsıyla ona türlü şiddetler,eziyetler uygular. Bir insanı annesi sevmezse kimse sevmezmiş diye bir söz duymuştum,Sina bu sözün vücut bulmuş hali gibi. Annesi tarafından sevilmeyen Sina'nın arkadaşlarından yana da yüzü gülmemiş.Annesi tarafından şiddete uğraması yetmezmiş gibi bir de akran zorbalıklarına maruz kalmış.. ​Okurken Sina’nın ouğradığı o acımasız arkadaş zorbalıklarını sanki yanındaymışım gibi hissettim,onunla birlikte incindim. Ama beni asıl darmadağın eden, annesinin onu bırakıp gittiği o andı. O derin sızıyı, o terk edilmişlik hissini yazar o kadar içten ve müthiş bir dille geçirmiş ki, bazen sayfaları çevirmekte zorlandım. İnsan ister istemez kendi içindeki çocukluk yaralarına dokunuyor. ​Kitabı farklı kılan ise bu acıların içinde kaybolup gitmememiz. Araya giren terapist notları sayesinde Sina’nın o karanlık tünelden nasıl adım adım çıktığını izliyoruz. Küçükken kendisine hiçbir şey layık görülmemiş Sina'nın zamanla nasıl da kendi isteklerini yerine getirdiğini okudukça mutlu oldum.Ben karakter gelişimi okumayı çok severim,kitap bu anlamda beni tatmin etti açıkçası. Sina karakterinin gelişimini,iyileşmesini okumak ona yakından şahit olmak gibiydi.Bu
Terapide Yeniden DoğuşFatma Erdağ · Alvis Yayınları · 202516 okunma