Hanna’nın yazısına baktım sonra ve yazmasının Hanna için ne büyük bir güç sarfı ve mücadele demek olduğunu gördüm. Onunla gurur duydum. Bu aynı zamanda kederlendirdi de beni, gecikmiş ve harcanmış hayatına kederlendim, hayattaki tüm gecikmelere, tüm harcanmışlıklara kederlendim. Doğru zaman kaçırılmışsa, diye düşündüm, eğer insan bir şeyi kendinden bunca zaman esirgemişse, bir şey ondan bunca zaman esirgenmişse eğer, büyük bir güçle başlasa ve coşkuyla desteklense bile, artık çok geç kalınmış demektir.
Git, sarıl, ne kadar üzgün olduğunu söyle, sonra vedalaş. Yok, nerede… İlla duygusal bir sahne yaratacağım, illa kendime zırnık koklatmadığım o sonsuz şefkatimle birine iyi geleceğim. Yok “Ben yanındayım”lar, yok “Merak etme, ben hallederim”ler. Bir kez daha ayarsız sevecenliğimin kurbanıyım. Merhametim batsın.
“Bu akşam çok hüzünlüsün, Charlie.”
“Kendimi gülünç hissediyorum.”
“Sanırım seni ben üzdüm. Konuşarak seni huzursuz ettim.”
“Hayır, bu doğru değil. Beni rahatsız eden şey hissettiklerimi ifade etmek için gerekli olan sözcükleri bulamamak.”
“Bu duygular senin için çok yeni de ondan. Her şeyi… sözcüklere dökmek her zaman gerekli olmayabilir.”
“Sen de ötekiler gibiydin, genç,” diye dudak büktü ona. “Senin de ahlakın, bilgin tıpkı onlarınki gibiydi. Kendi adına düşünüp, kendin gibi davranmıyordun. Senin de fikirlerin, tıpkı giysilerin gibi başkaları tarafından üretilmiş; eylemlerini toplumsal onay biçimlendirmişti.