''Özne ilkelerin zihindeki ürünüdür, ama bir yandan da kendi kendisinin ötesine geçen zihindir. Zihin ilkelerin etkisi dolayımıyla özne haline gelir, öyle ki özne aynı zamanda hem ilkeler tarafından kurulmuş hem de fantezinin üzerinde temellenmiştir. Bu nasıl olur? Zihin kendi başına, özne değildir: İzlenimlerin ve ayrı idelerin verili bir toplamıdır. İzlenim, canlılığı tarafından tanımlanır; ide ise izlenimin bir yeniden üretimi olarak. Bu zaten, zihnin kendiliğinden iki temel karakteri var demektir: yankılanma ve canlılık. Zihni bir perküsyon aletine benzeten metaforu anımsıyoruz. Bu ne zaman özne haline gelir? Karakteri olduğu bir kısmın (izlenim) onu bir başka kısma (ide) iletmesi yoluyla canlılığını sabitlediğinde, öte yandan da, bir arada alınan bütün kısımlar yeni bir şey üreterek yankılandığında. İşte öteye geçmenin iki tarzı da budur: Zihnin özgün karakterleriyle ilişkisini gördüğümüz, inanç ve icat. Bu iki tarz kendilerini, zihnin ilkeler tarafından değişikliğe uğratılması, ilkelerin zihindeki sonuçları, çağrışım ilkeleri ve tutku ilkeleri olarak sunarlar.''
''İnsan doğası biçim değiştirmiş zihindir; ama bu biçim değiştirme, ona maruz kalan zihinle ilgili olarak bölünmezmiş gibi kavranacaktır, çünkü o zaman zihin bir bütün gibi, aksine, onu üreten ya da etkisi olduğu ilkelerle ilgili olarak ayrıştırılamazmış gibi işler. Nihayet, bu aynı ideden hareketle tamamlayan ögeyi de sunabiliriz: Özne etkinleştirilmiş zihindir ama bu etkinleştirme onu üreten ilkelerle ilgili olarak zihnin bir edilgenliği şeklinde, buna maruz kalan zihinle ilgili olarak bir etkinlik şeklinde kavranacaktır.''
''Olan şudur ki, geçmiş ve şimdiki zaman, zaman içinde, bazı ilkelerin tesiri altında oluşurlar ve zamanın sentezinin kendisi de bu oluşumdan, bu organizasyondan, bu çifte duygulanımdan başka şey değildir.''