Bir Çöküşün Öyküsü sevdiğim bir Zweig. Ama bugün daha doğrusu artık dün, acaba yanlış mı hatırlıyorum abartıyor muyum diye tekrar okudum. İş çıkışı otogara gittim, arabaya kırk beş dakika olduğu için otogarda biraz sahaflara takıldım. Bir hanımefendi kitap almak istiyor ama karar veremiyordu, anladım, zor olmadı. Çünkü kitapçı diyeceğim kendisine, ısrarla hanımefendiye bir kitap satmaya çalışıyor. İsmi lazım değil kitabın. Ben de kadının önünde Cemile'yi gördüm, çok güzel bir kadın hikayesidir dedim. Eğer yargılamayacaksanız muhakkak okuyun dedim. Belli bu kitap dikkatini çekti, sonra baktım kitapçı tekrar müdahale ediyor, o kitap şöyle o kitap böyle, neyse ben başka kitap bakıyordum zaten, kadın tekrar bana doğru döndü, resmen önündeki kitapları gösteriyor bana. Tamam dedim, anlaşıldı ben seçeceğim. Sonra bu kitabı gördüm. Bakın bu da bir kadın hikayesi ve kesinlikle yerinde olmak istemeyeceğiniz ve olmadığınız için şükredeceğiniz bir kadın dedim. Oradan yine kitapçı gelip demesin mi,ama bunun dili çok ağır diye. Kadına hakaret etmek gibi bir şey bana göre. Neden size ağır mı geldi dedim? Cevabını duymadım içinden söylemiş olabilir. Neyse sonuç itibariyle, Cemile ve bu kitabı birlikte aldı. Ben de tekrar okumak istedim, o kadını bir daha görmeyeceğim ama bu kitabı abartıp abartmayacağımı merak ettim bir daha. Abarttım. Haklıca. Zweig iyi yazıyor. Gayet düzgün anlaşılır bir şekilde de çevrilmiş. Dili filan ağır değil. Nereden uyduruyorlar bilmiyorum.
Umarım sever. Çünkü Zweig okumak bir ayrıcalıktır.
Başka bir standa geçtim oradaki olayı hiç anlatmayayım çünkü roman çıkartabilirim. oradan, şimdi gücüm yok, belki bir gün yazarım.
Ama asıl gücümü tüketen olayı kesin içimden atmam lazım. Bugün otobüste şöyle bir olaya şahit oldum, insanlar sesini yükselterek, bağırarak