Gen Bencildir - Richard Dawkins
9/10
·329 syf.··
2026 227. kitabı
Richard Dawkins’in Gen Bencildir eseri, popüler algının iddia ettiği gibi sadece biyolojik bir mekanizmayı tasvir eden kuru bir bilim kitabı değildir; insan eylemlerinin en derin, en karanlık ve en rasyonel kökenlerine inen deterministik bir başyapıttır. Kitabın ortaya koyduğu çıplak gerçeklik nettir: Bizler, genlerin kendilerini kopyalamak ve korumak adına inşa ettikleri birer "hayatta kalım makinesiyiz." Ancak bu mekanizmanın dış dünyaya yansıması, bireyin ve toplumun bilinç filtresine göre sarsıcı kırılmalara uğrar. Kitap boyunca evrimsel kararlı stratejiler ve rasyonel detaylar üzerinden anlatılan bu sistem, insan zihninin ve kültürün devreye girdiği noktada devasa bir deterministik kumar alanına dönüşür. Gen, istisnasız her insana aynı temel ve ilkel donanımı yükler: Açlık, cinsellik, kabileye ait olma arzusu, ödül (dopamin) mekanizması ve her şeyin ötesinde bir "sonsuz olma/hayatta kalma" dürtüsü. Sistem, bu ham kodların çevreyle etkileşimi üzerinden yürür. İşte tam bu noktada, bireyin algı, zeka ve sorgulama kalitesi, genin nihai kaderini belirleyen en büyük filtre haline gelir. Bu deterministik ağın en radikal ve uç örneği, kör inancın pençesindeki bir intihar bombacısının eylemidir. Nesnel ve biyolojik gerçeklik açısından bakıldığında, kendini patlatan bir birey kendi genlerini saniyeler içinde küle çevirerek mutlak bir evrimsel başarısızlığa imza atar. O, Dawkins’in tabiriyle "Mem" adı verilen zihinsel bir inanç virüsü tarafından hacklenmiş, sistemi çökertilmiş bir robottur. Ancak olaya eylemi gerçekleştiren öznenin içsel ve algısal gerçekliği açısından bakıldığında, mekanizmanın motoru yine genin yüklediği o ham "sonsuz yaşama ve üreme" kodudur. Düşük bilinç ve dogmatik algı filtresine sahip bir zihin; cennet, ebediyet ve huriler gibi soyut vaatlerle
Biyoloji
Gen BencildirRichard Dawkins · Tübitak Yayınları · 02,072 okunma
Zamanın İçinde Kalanlar
Puan vermedi·528 syf.·
2026 128. kitabı
Mo Yan’ın Kızıl Darı Tarlaları romanı, yalnızca bir aileyi anlatmıyor; aynı zamanda Çin’in yakın tarihini, savaşın insan hayatında bıraktığı derin izleri ve kuşaklar boyunca aktarılan hafızayı da gözler önüne seriyor. Nobel Edebiyat Ödüllü yazar, büyülü gerçekçiliğin güçlü anlatımıyla tarihi, doğayı ve insanı aynı potada buluşturuyor. Mo Yan’ın Kızıl Darı Tarlaları romanı, bir ailenin üç kuşak boyunca uzanan hikâyesi üzerinden Çin’in yakın tarihine, savaşın yıkıcılığına ve insan ruhunun dönüşümüne ışık tutuyor. Anlatı, bireysel yaşamlarla toplumsal hafızayı iç içe geçirirken, insanın kaderle ve geçmişle kurduğu bağı da görünür kılıyor. Roman, sadece yaşanan olayları değil; bu olayların insanın iç dünyasında bıraktığı izleri de anlatıyor. Bana bıraktığı bir hissi buraya taşıyorum ; “Gerçek âşıklar görünmez bir bağla birbirlerine bağlıdır.” Darı tarlaları roman boyunca yalnızca bir mekân olarak kalmıyor; yaşamın, ölümün, emeğin ve şiddetin iç içe geçtiği bir varoluş alanına dönüşüyor. Doğa burada sessiz değil; olup bitene tanıklık eden, her şeyi taşıyan canlı bir hafıza gibi duruyor. Mo Yan, karakterlerini kesin çizgilerle ayırmıyor. İyilik ve kötülük, sevgi ve nefret, cesaret ve korku aynı insanın içinde birlikte var oluyor. Bu yüzden roman, bir hikâyeden çok insanın kendi iç çatışmasının anlatısı gibi ilerliyor. Zaman, düz bir çizgide akmıyor. Geçmiş, anlatının içine sızıyor; bugünle birleşiyor ve okur, hafızanın aslında sürekli hareket eden bir alan olduğunu hissediyor. Kızıl Darı Tarlaları, yalnızca bir savaş anlatısı değil; insanın kökleriyle, acısıyla ve yaşama tutunma biçimiyle yüzleştiği güçlü bir roman olarak kalıyor. Mo Yan, toprağın yalnızca üzerinde yaşananları değil, aynı zamanda silinmeyen izleri de taşıdığını gösteriyor. Romanı kapattığımda geriye
Kızıl Darı TarlalarıMo Yan · Can Yayınları · 2013980 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·340 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 14:30
İnsan Nedir? İnsanın ne tür bir varlık olduğu üzerine yapılan araştırmaları ve teorileri destekleyen ve karşı çıkanların argümanlardan yola çıkarak teistik materyalizmin imkanını araştıran bir kitap. İnsanın kendini arayışı en kadim sorulardan biri olsa gerek ki; yazar da bu sorulara verilen cevapları milattan önceden başlatmış, neredeyse günümüze kadar getirmiş diyebilirim. Yazar, insanın dinler arasında yerinin yanısıra; animalizm, belirimcilik, terkipçilik, dualizm, hilomorfizm gibi felsefe akımlarının bakış açılarıyla insanın ne olup, ne olmadığını okuyucuya aktarmaya çalışmış. Kitabın sonuç bölümünün çarpıcı önermerde bulunması sebebiyle önemli olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bütün bunların yanında, yazarın Türkçeye hâkimiyeti okuyanın gözünden kaçmıyor.Aykut Alper Yılmaz, güncel Türkçe ile felsefi metin nasıl yazılırı uygulamalı olarak göstermiş. Bu sebeple konuya meraklı olanların kitabı sıkılmadan okuyabileceklerini söyleyebilirim.
İnsan Nedir? Teistik Materyalizmin İmkanıAykut Alper Yılmaz · Albaraka Yayınları · 05 okunma
Çok daha güçlü işlenebilirdi ama...
5/10
·260 syf.··
2026 49. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 05:04
KİTABIN ÖZÜ Yazar şehirler üzerinden kültürü, toplumsal belleği ve insan hikâyelerini anlattığı; gezi yazısı, deneme ve kültürel gözlem arasında duran ilginç bir eser. Yazar, farklı kentleri sadece mekân olarak değil o şehirlerin taşıdığı hafıza ve kimlik üzerinden okumaya çalışıyor. GÜÇLÜ YÖNLERİ İlginç tema Şehirleri sadece coğrafi alanlar değil de yaşayan kültürel varlıklar olarak ele alması oldukça dikkat çekiciydi. Kültürel perspektif Kentlerin tarih, insan ve toplumsal hafıza ile ilişkisini göstermesi açısında değerli buldum. Farklı şehirler üzerinden düşünme fırsatı Mekân ve kimlik ilişkisine dair farkındalık yaratıyor. ZAYIF YÖNLERİ Dağınık yapı Bölümler arasında güçlü bir bütünlük hissi yok. Derinlik eksikliği ve sınırlı düşünsel yoğunluk Kent sosyolojisi ya da şehir kültürü konusunda güçlü analiz bekleyenler için (benim gibi) aşırı yüzeysel kalıyor. Anlatım temposu dalgalı Bazı bölümler etkileyiciydi ancak çoğu bölüm sıradan gezi yazısı hissinden kurtulamıyordu. KİMLERE HİTAP EDİYOR?
Kitap Simyacıları
Kentlerin KalbiYaşar Seyman · Bilgi Yayınevi · 20231 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
Kitapta, göz metaforu ve bu metafora geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar yüklenmiş anlamlar üzerinde duruluyor. Öncelikle göz ile kastedilen kaos oluşmaması için, tıpkı bir bekçi gibi devamlı gözetimde olma eylemidir. Bu devamlı gözetim, öncelikle Tanrı üzerinden anlatılıyor. Doğal hukukun hakim olduğu zamanlarda, çözümlenemeyen vakıalar ilahi kurallara göre açıklanıyordu. Burada da buna benzer bir durum söz konusu aslında. Göz doğaüstü bir güce aittir. Bu doğaüstü güç ise Tanrı’dır. Burada anlatılan göz, Tanrının Gözü olarak ifade ediliyor. Daha sonra değişen egemenlik algısı ile göz metaforu tanrısallıktan uzaklaşıyor. Bu noktada öncelikle otorite kavramı gündeme geliyor. Hukuku hakikat değil, otorite belirler görüşü benimsenmeye başlanıyor. Otorite egemenlik göstergesidir ve emir verme yetkisiyle sağlanır. Özellikle burada Bodin’in görüşü önemli ve kitapta özellikle yer veriliyor. Bodin’e göre, emir verme yetkisi kimdeyse egemen odur ve ancak egemen olan emir verebilir. Buradan da anlaşılacağı üzere artık devamlı gözetim tanrı gibi metafizik bir güçten, daha somut ve fiziki olan egemene geçiyor. Buradaki egemenden kastımız hükümdarlardır. Bu noktada Thomas Hobbes gibi düşünürlerin görüşleri devreye giriyor. Daha sonrasında meydana gelen olaylar sonucunda artan hak, hukuk, insan hakları, eşitlik, adalet vb. kavramların ortaya çıkmasıyla ve bunun devamında verilen mücadeleler sonucunda anayasalar oluşmaya başlıyor. Ve bu anayasalarda temel insan haklarının sınırlanamayacağı, hükümdarın mutlak yetkilerinin kısıtlandığını görüyoruz. Bu da artık devamlı gözetimin hükümdara değil yasalara ait olmaya başladığını gösteriyor. Günümüzde artık göz metaforu yasalar üzerinden varlığını sürdürüyor. Yani artık kişilerin yönetimi yerine, yasaların yönetimi gündeme geliyor. Kısaca
Yasanın GözüMichael Stolleis · Ayrıntı Yayınları · 202131 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2026 34. kitabı
Cemal Süreya’nın altıncı ve son şiir kitabı Güz Bitiği, 1 Nisan 1988’de yayımlanmıştır. Sıcak Nal’dan sadece bir gün sonra çıkan kitap, aynı yıl Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazanmıştır (Sıcak Nal ile birlikte). Kitap, şairin olgunluk döneminin en damıtılmış, en içe dönük ve veda havası taşıyan eserlerinden biri olarak kabul edilir. Kitap toplam 56 sayfa civarındadır ve şu bileşenlerden oluşur: 1 düzyazı 20 şiir 1 şarkı 11 beyit 16 dize Süreya, kitabı “tek bir şiir” olarak nitelendirmiştir. Parçalar ayrı ayrı başlıklı gibi dursa da bütünsel bir akış ve tek bir duygusal/melankolik tonda ilerler. Adı, Doğu Perinçek’e göre Dîvânü Lugati’t-Türk’teki “Ay Bitigi”nden (askerlerin ad ve azık defteri) esinlenmiştir; “güz” mevsimiyle birleşince sonbaharın bitiş defteri, hesaplaşma ve veda anlamı taşır. Biçimsel çeşitlilik (düzyazıdan beyite, şarkıya) kitaba zenginlik katar. Şiirler genellikle kısa, yalın ve imgelerle örülüdür; gösterişli imgelerden ziyade suskunluklar, eksiltiler ve sezdirme ağır basar. Temalar Aşk, Ayrılık ve Yalnızlık: Kitabın kalbi burada atar. Şiirlerin çoğu “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizesiyle biter. Bu nakarat, sevgiyi basit anlara (bir çay içmek, bir bakış, bir yürüyüş) indirgerken aynı zamanda derin bir pişmanlık ve kabulleniş taşır. Zaman, Ölüm ve Veda: Sonbahar (güz) metaforu hâkimdir; sararan yapraklar, soğuyan hava, bitiş hissi. Şair adeta kendi şiir serüvenine ve hayata veda etmektedir. Melankoli dinginliğe, kabullenişe evrilir. İnsan İlişkileri ve Varoluş: Günlük hayat imgeleri (banliyö treni, çay, sokak, nalburlar) üzerinden evrensel duygular işlenir. Yalnızlık “ovanın düz oluşu gibi” yalın ve kaçınılmazdır. Kitap, İkinci Yeni’nin imgeci, yenilikçi dilinden uzaklaşarak daha olgun, daha doğrudan ama hâlâ derin bir üsluba
Güz BitigiCemal Süreya · Can Yayınları · 2020946 okunma