Baharı andıran güneşli bir gündü. Mevsim ne kış ne bahardı ama, güzel bir öğle vaktiydi. Doğanın bütün güçleri durgun ve tam bir uyum içindeydi. Çevrede her şey temiz, suskundu. Göz alabildiğine uzanıyordu kırlar. Yalnız, karın incelip eridiği yerlerde kara koyu topraklar görünüyordu. Gökyüzü berraktı, uzaklarda karlı yüce dağların beyazlığı göz kamaştırıyordu. Çevreyi kuşatan bu alanlar ne kadar da büyüktü ve insanoğlu buralarda ne çileler çekmişti!
Sultanmurat durdu. Manas sıradağlarının eteklerinde oluşan geniş yaylaların ötelerine bakarak Aksay ovasını görmeye çalıştı. Fakat Aksay denilen o uzak ovanın olması gereken yerde sonsuz alanlardan ve parlak gökyüzünden başka bir şey göremedi. Yakında gidecekleri yer öyle bir yerdi işte. Orada nasıl yaşayacaklardı? Kaygılı bir ürperti kapladı bir anda vücudunu.
Fakat o gün hava güzeldi. Hacımurat sevinç içindeydi. Yanında ağabeyi, aralarında köpekleri Aktoş'la yakacak toplamaya gelmişlerdi buraya. Eşeğine de binmişti üstelik. Bu koca dünyada kendi başlarına idiler. Bağımsızdılar. Bütün bunlar onu coşturmuştu. İnce çocuk sesiyle, savaş öncesi şarkılarını söylüyordu durmadan...
Sayfa 74 - Ötüken Yayınları, 40.Basım, İstanbul 2026·Kitabı okuyor
"Ah! İnsanoğlu böyledir. Özellikle genç kısmı böyledir. İnsan, başkalarının tecrübelerine itimat etmez. İtimat etmek içinse, tecrübeleri bile bizzat tecrübe etmek ister. Hâlbuki bu tecrübeden, pişmanlıktan başka bir şey doğmaz."