İnsan kuşkulanmadan inanabilir, bilebilir, düşleyebilir; ne inanç, ne bilgi ne de imgelem için kuşku gerekmez, hatta kuşku bunları yok eder, ama kuşkulanmadan düşünmek olanaksızdır. İnancı, bilgiyi ve statik, dingin, ölü olan herşeyi dinamik, tedirgin ve dipdiri düşünceye dönüştüren kuşkudir.
Gerçekten güçlü bir insan çaresizliği yaşamış olan ve bazen çaresiz kalabileceğini bilen bir kişidir; dolayısıyla başkalarını aşağılayarak gücünü gösterme ihtiyacı yoktur.
Bize canlılık veren, yaşamımıza derinlik katan ve bizi belli düşüncelere kavrayışlara yönelten yalnızca 'iyi' ve 'güzel' olan duygular, 'hoşa gidenler' değildir; çoğu zaman özellikle bizi tedirgin eden o uyumsuz, kaçmaya çalıştığımız duygulardır: Çaresizliğimiz, utançlarımız, kıskançlıklar, şaşkınlıklar, öfkeler ve derin bir yas.
İnsanların akıllı ya da cahil olmaları da onları zalimlikten alıkoymazdı. Zeki olanlar menfaatlerini bildikleri için para uğruna cinayet işlerken, cahiller ise cahil olduklarını, yani düşünsel bir macera yaşamaya güçleri yetmediğinden, zihinlerindeki boşluğu, ne olduğunu bile tam olarak bilmedikleri bir dava ile kapatırlardı. Böyle onlar, akıllılar gibi para uğruna değil, inandıkları dava için kan dökerlerdi.