merhabalar müritler, yine sevdiğim bir yazarın yeni çevrilmiş bir kitabıyla geldim. #sarahpinborough kitaplarını sürükleyicilikleri açısından seviyorum. bu kitap da #uykuyok başlığıyla aşırı manidar.
Emma Averell’in 40. yaş gününe on iki gün kala başlayan ve giderek hızlanan bir zihinsel çöküş hikâyesini okuyoruz. Emma'nın annesi 40 yaşında ağır bir ruhsal çöküş yaşayıp Hartwell Güvenli Psikiyatri Ünitesi’ne kapatılmış ve tarihler tam tutuyor. Emma, çocukluğundan beri bu travmanın gölgesinde yaşıyor ve kendisi için geri sayım başladığını düşünüyor. hikaye de aynı bu geri sayım mantığı ile ilerliyor.emma'da endişe kaynaklı uykusuzluk başlıyor ve her geçen gün şiddetleniyor. ve kısa sürede paranoya, kaygı, kafa karışıklığı ve gerçeklik algısında bozulmalara dönüşüyor. Geceleri tekrar eden ritüeller — kapı kolunu yoklamak, camdan dışarı bakmak, merdiven altındaki dolabı kontrol etmek, çocuklarının odalarına girip çıkmak — Emma’nın zihninin ne kadar kırılgan bir hâle geldiğini hissettiriyor. Okur olarak sık sık şu soruya takılıyorsun: Emma gerçekten kontrolünü mü kaybediyor, yoksa çok daha karanlık bir şey mi oluyor?
Emma güçlü ama yorgun bir karakter. Başarılı bir boşanma avukatı olarak yoğun ve sorumluluk dolu bir işi var; aynı anda annelik yapmaya, evliliğini ayakta tutmaya ve geçmişiyle baş etmeye çalışıyor. küskün bir eşi, sürekli müdahil olan bir kız kardeşi, ergenlik sancıları yaşayan bir kız çocuğu ve içine kapanmış, zorbalığa uğruyor olabilecek bir oğlu var. Emma’nın diğer annelerle bağ kuramaması, okul kapısında hissettiği yalnızlık ve kıskançlık duyguları da karakteri besliyor. uykusuzluk da bu duyguları besliyor. okurken her şeyden şüpheleniyorsunuz. ev çevresinde olup biten tuhaflıklar Emma’nın bir takipçisinin olma ihtimalini güçlendiriyor. Okurken sürekli