İnsan iğneyle kuyu kazarak eriştiği hikâyeleri ve yaşadıklarını bir araya getirir, çıkan resmi beğenmezse değiştirir; kendisini mutlandıran, kıvançlı bir tarih haline getirir ama ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu olduğu söylenen gerçek hiç beklenmedik bir kriz ânında, tutulamayan şiddetli bir kusmuk halinde ağızlardan fışkırır, yer gök gerçekle dolardı.
Gelememeyi sen anlat,
Gidememeyi ben anlatayım,
Gözüm değil gönlüm kaldı.
Beklemek değil özlemek yordu.
Hani derler ya;
Aşk arafta bir yoldu,
Giden gitti dönen yoktu.
Nazım Hikmet
Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.