Vırgınıa wolf “Kendine ait bir oda” Kitap incelmesi.
Puan vermedi·127 syf.··
2026 7. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda bile zihninizde konuşmaya, tartışmaya ve anlamlandırmaya devam ederiz. Kitabın devamını oluşturmaya çalışırız. Odanın her tarafında yankılanmaya devam eder. Virginia Woolf’un 'Kendine Ait Bir Oda'sı da tam olarak böyle bir deneyim oldu diye bilirim. Woolf, eline kalemi alıp tarihin tozlu raflarında kadınların izini sürerken, okuyucuyu da kendi hayatındaki 'oda' ları ve 'özgürlük alanları' nı sorgulamaya davet ediyor. Kitapta en büyük metaforlardan biri “oda” kelimesidir. Neden bu kadar önemli bir hale getirmiş yazar bu kelimeyi. Aklımıza ilk gelen anlamından ziyada içinde bir gizli anlam barındırıyor. Kendi düşünceleriyle baş başa kalabilme hakkıdır. Woolf, kadının eve ait olan o dar alanından sıyrılıp, kendine ait, kimsenin müdahale edemeyeceği bağımsız bir bölge ilan etmesini ister. Oda, kadının toplumda "ben de varım ve burası benim alanım" deme şeklidir. Bir insanın düşünebilme, üretebilmesi için ekonomik bağımsızlık ve kişisel alana ihtiyaç duyduğunu savunur. Ve kendisi olabilme özgürlüğünü simgeler. O dönemde kadınların üniversiteye gitmesi bir yana üniversitenin çimenlerinden geçmesinin bile yasak olduğunu Woolf’un kitabında bir suç unsuru olarak ele alır ve bunu şu cümleler ile ifade etmektedir; “Ve birden kendimi çimenlerin üzerinde aşırı bir hızla yürüyor buldum. Ve o an, bir erkeğin görüntüsü yolumu kesti. Önce jaketatay giymiş bu garip görünümlü nesnenin el kol hareketlerinin bana yönelik olduğunu anladım. Yüzünden dehşet ve öfke ifadesi vardı. Akıldan çok içgüdü yardımıma koştu; o bir kilise görevlisi, bense bir kadındım. Burası bir çimenlik alandı, ileride de bir patika vardı. Çimenlerin üzerinde yürümeye yalnızca üniversite öğrencilerine ve öğretim üyelerine izin vardı; benim yerim çakıllı patikaydı.” (syf
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,1bin okunma
Puan vermedi·604 syf.·
2026 5. kitabı
*Dikkat Spoiler İçerir!!!!* Arif Ergin’in *Tekvin* romanı, çok fazla hakim olmadığım bir konu olan İlluminati ve gizli cemiyetler dünyasını, Türk sanat tarihinin en gizemli figürlerinden Osman Hamdi Bey’in eserleriyle harmanlayan, oldukça akıcı ve sürükleyici bir kurguya sahip. Kitap kendini rahatlıkla okutuyor ve merak unsurunu canlı tutmayı başarıyor. Ancak finaline geldiğimde, açıkçası yazara ayıp olmasın ama kendimi kahkaha atarken buldum. Hani birisi size çok ciddi bir şey anlatır, siz tam o sırada dayanamayıp gülersiniz de karşınızdaki bozulup *"Neye gülüyorsun?"* der ya; ben de kitabın son sayfasını kapattığımda tam olarak bu hissi yaşadım. Hikaye boyunca gariban başkarakterimiz Hakan; sahip olduğu ciddi su korkusuna rağmen yeraltı dehlizlerine giriyor, suların içine batıp çıkıyor, patlamalar atlatıyor ve kurşunların hedefi oluyor. Tüm bu ölümcül cefayı ise tek bir amaç için çekiyor: Kendisinin aslında kim olduğunu ve neyi koruduğunu öğrenmek. Finalde nihayet o dehlizlerden çıkıp İlluminati’ye karşı savaşan kadim bir cemiyetin son soyu olduğunu öğrendiğinde ise kurgu benim için biraz komik bir hal aldı. Çünkü o esnada sekreteri Ahu, sadece bilgisayarının başında oturup Fransız hükümetinin birkaç nüfus kayıt sistemine girerek Hakan’ın aslında kim olduğunu (Kenan Ruzly olduğunu) çoktan keşfetmişti. İnsan düşünmeden edemiyor: Hakan o karanlık dehlizlerde canını dişine takıp sürünmek yerine, en başta oturup Ahu ile birlikte iki tıkla ufak bir internet araştırması yapsaydı, zaten sonda öğreneceği hakikate hiç bu kadar eziyet çekmeden ulaşabilirdi. Kitaba dair bir diğer eleştirim ise bitmel bilmeyen sis muhabbeti. Ne sismiş arkadaş, dagılmadı gitti, dedim. Hikayede o kadar çok olay, o kadar yoğun bir koşturmaca var ki; tüm bunların belirtilen o dar zaman diliminde
TekvinArif Ergin · Doğan Yayınları · 20182,706 okunma
Reklam
Dünyanın Sonunu Değil, İnsanlığın Yeniden Doğuşunu Anlatan Destan
10/10
·1216 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
Bazı kitaplar vardır, olay örgülerini hatırlarsınız. Bazıları vardır, karakterlerini unutmazsınız. Bir de çok az kitap vardır ki bitirdikten yıllar sonra bile size insanı düşündürmeye devam ettirir, olaylarını da karakterlerini de unutturmaz. Stephen King’in Mahşer’i benim için işte bu son gruba giriyor. Romanın yüzeyine baktığınızda bir salgın hikâyesi olduğunu görüyorsunuz. Laboratuvardan yayılan ölümcül bir virüs ve birkaç hafta içerisinde neredeyse tamamen yok olan bir dünya… Ancak sayfalar ilerledikçe anlıyorsunuz ki King’in anlatmak istediği şey salgının kendisi değil. Virüs sadece sahneyi boşaltıyor. Asıl oyun, sahneyi boşaltan virüsten kalan insanlar ortada kaldığında başlıyor. Mahşer’i okurken sık sık şunu düşündüm: Medeniyet dediğiniz şey gerçekten ne kadar sağlam? Elektrik, internet, devletler, yasalar ve milyonlarca insan ortadan kalktığında geriye ne kalır? King’in cevabı ise oldukça ilginç. İnsan kalır. Ve insan, ne kadar yıkım yaşarsa yaşasın yeniden bir düzen kurmaya çalışır. Romanın ilk bölümlerinde salgının yayılışını ve toplumun çöküşünü okuyoruz. Bu kısımlar o kadar gerçekçi yazılmış ki bazen bir roman okuduğunuzu unutuyorsunuz. Fakat beni asıl etkileyen, salgın sonrasında başlayan uzun yolculuklar oldu. Boşalmış otoyollar, terk edilmiş kasabalar, sessiz şehirler ve kilometreler boyunca tek bir insanın bile görünmediği yollar. King bu bölümlerde yalnızlığı öyle güçlü hissettiriyor ki bazen karakterlerle birlikte ben de o sessiz dünyanın içinde yürüyormuş gibi hissettim. Fakat Mahşer’in asıl büyüsü Boulder’da başlıyor. Dünyanın sonundan sonra kurulan bu yeni topluluk, romanın en etkileyici bölümlerinden birini oluşturuyor. Başlangıçta insanların kapılarını kilitlemeye ihtiyaç duymaması, insan sayısı artıkça insanın tekrardan insandan korkusunun
1000Kitap
MahşerStephen King · Altın Kitaplar · 20243,924 okunma
Akıp giden bu dünyada, neler kaçırıyoruz?
9/10
·120 syf.··
2026 150. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 13:16
Bir şeyleri daha iyi görebilmek, anlayabilmek ve hatırlayabilmek için hızımızı yavaşlatmalıyız. Tam tersine, bir şeyi unutmak için hızlandığımız, kaçtığımız, harekete geçtiğimiz gibi... Modern teknoloji ile birlikte, hayatımızda her şey hızlanmaya başladı. Araba sürerken, yürürken, bir video izlerken çarpı kaç yapıyoruz hızı? Ve niçin? Unutmak için mi? Hayatı ıskalamak için mi? Görmemek için mi? Nereye koşuyoruz? İnsanı bu gibi sorgulamalarla başbaşa bırakan, bunu bir şatoda farklı hikayeler ve karakterler üzerinden anlatan, benim çok sevdiğim bir kitap oldu Yavaşlık. Üstelik daha o zaman bu korkunç hızlı internet çağı başlamamışken bunları yazabilmesi inanılmaz bir öngörü.
YavaşlıkMilan Kundera · Can Yayınları · 20181,623 okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
Ergenekon kumpasında yöneltilen suçlamalara dayanamayıp intihar eden Ali Tatar ‘ı hatırlayın internetten son yazdığı mektubu okuyabilirsiniz. daha onun gibi nice Tsk mensup askere karşı asparagas haberler ile halk tsk ya karşı kışkırtılmış itibarsızlaştırılma politikası izlenmiş fetöcü hakimler savcılar siyasi oluşumlar ve yuvalandıkları türlü oluşumlar ile yargılanmışlar bu yargılamalar sonucu fetöcü şahışlar cesaretlenerek 15 temmuz darbesine kadar gitmişlerdir. Sonuç Tsk çok büyük yara aldı ardından gelen POYRAZKÖY balyoz Ergenekon askeri casusluk internet andıcı kozmik oda ve 15 temmuz fetö yapılanmasının sonuçlarını Türk milleti olarak ödedik Kitabımızın içeriğinde geçen kozmik oda vesilesi ile yargılan hakim savcılar ise 12-13 yıl gibi cezalar aldılar peki bu cezalar yeterli mi? Çektikleri acılar için onuru için intihar eden tsk mensubu bu kişilerin yaşadıkları çektikleri acılar dışlanmışlıkları coluk çocuk eşleri için o kahreden günler için sadece 12 yıl ceza yeterlimi ?
Kozmik AlbayErkan Yılmaz Büyükköprü · Kırmızı Kedi Yayınları · 2020440 okunma
Psikoterapide İnternet Bağımlılığı
Puan vermedi·160 syf.··
2026 217. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 12:18
Kitabın ismi daha cok genclere hitap ediyormuş gibi bir izlenim yaratsa da çocukluktan yetişkinliğe kadar hayatin belirli dönemlerinde psikolojik sorunlara sebebiyet veren bağımlılığın üzerinde duruyor. Günümüzde teknolojinin kontrolsüzce kullanıldığını da düşünecek olursak herkesin mutlaka fikir edinmek icin dahi olsa göz atmasını istediğim bir kitap. Keyifli ve bilgi dolu bir okumaydi benim için.
Psikoterapide İnternet BağımlılığıDaria Kuss · Ayrıntı Yayınları · 202023 okunma
Reklam
Reklam