Bir cümlem yok darmadağanım, bundan. Bir düşümüz vardı; “birlikte yaşlanmak” koymuştuk adını. Çok acıyor, belki de bundan. Aşkı bir cümle mi bekliyorsun benden? Bekleme.
Mutfakta reçel yapan iki kadın… Kırmızı biberleri filan. Rüzgâr alan biraz tepe bir yer. Bakınca, iki yandan da dünya yuvarlak değil de hafif elipsmiş gibi. Kaldı ki iki kadın, dünyanın yuvarlaklığını zaten anlamayan… Böyle. Kendime inandığım gibi inanmıştım ona da. Aşk olanın ötesinde bir aşktan söz etmek… Bir inançtı desem. Bu kadar dağılmam, kendimi şimdi bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetmem bundan.
Ne söylememi bekliyorsun? Hava aldıkça sızlayan bir diş var içimde. Susmam bundan, konuşmam bundan. Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata. İnsan olmuştum ilk o zaman. Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan. Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım; ölünmüyordu. Hatırladım.
Ölünmüyordu.