yaşamları boyunca kayda değer şeyler yapmamış insanlar, ömür boyu unutulmaya mahkumdurlar. hatırlanmak için illaki çok bilinen birisi olmak zorunda değilsiniz, şayet öyle olsanız bile eğer insanlara kattığınız bir şey yoksa hiçsiniz demektir.
aslında kitabın özü tamamen yalnızlık ve haksız başarılarla elde edilen bir makamdan alıkonmanın hazin sonu. nasıl yükseğe çıkarsanız, öyle inersiniz. hak edilmemiş başarıların bedeli, her an onu kaybetmenin tehdidiyle yaşamaktır.
madam prie, her daim çevresinde dört dönen insanlarla, bir dediği iki edilmeden yaşadığı oldukça sosyal bir hayatın içindeyken, bu sahte gerçeklikten alıkonup zihninin katı dört duvarı arasında kaldığında asıl gerçeklikle yüzleşir. algılarının sahte gerçeklik ve kendi iç dünyasındaki asıl gerçekliği ayırt edebilmesi mümkün değildir. başta her şey toz pembe gibi görünse bile zamanla madam prie bu gerçekliğin içinde boğulmaya başlar.
insanın tek başına, kendi düşünceleri ve kendi insafıyla baş başa kalması en büyük eziyettir. hiçlik, bir meşgalenizin olmaması günden güne yer bitirir sizi. aklınızı kaybeder, en ufak şeylere haddinden fazla tutunur ve birden yere çakılmaya devam eder durursunuz.
tıpkı madam prie'nin yaşadığı gibi.
aklının ve gerçeklik algısının sınırlarında dolanan madam prie, ilgiyi üstüne çekebilmek için her şeyi dener. tekrar eskisi gibi olmak ister. eski şanına, şöhretine, rütbesine ulaşabilmek her daim tek gayesi olduğu için son ana kadar bu savaşın galibi olmaktan başka çaresi yoktur.
madam prie, bu savaşı çoktan kaybettiğinin dahası bu savaşı asla kazanamadığının ne yazık ki hiçbir zaman farkına varamaz.
zavallı hayatında tek başarısının saray hayatındaki yaşamı olduğunu sandığı için, kendini o uğurda feda etmeye hazırdır. gözü başka hiçbir şeyi görmez ancak artık başkaları da