Ray Bradbury'nin bu eseri, akışkan modernitenin getirdiği hızlandırılmış hayatın ve çözünen yapıların uyarısıdır. Kitabın başından sonuna kadar görülen akışkanlık (kerosen akıntısı, jetlerin hızı, Mildred'ın zihninin boşluğu, göçebe yaşam) toplumun neden savaşın patlamasını bile uzak bir olay olarak gördüğünü ve kişisel yıkımın (suçluluk, intihar) bile hızla unutulabildiğini açıklar.
Fahrenheit 451, eğer hayatın yüzeyinde kalmaya, derinliği reddetmeye ve bilginin hızla tüketilmesine devam edilirse, toplumsal yapıların da su gibi çözülüp kalıcı hiçbir şey bırakmayacağı ve en sonunda tam bir yıkımla (atom bombası) sonuçlanacağı konusunda bir uyarıdır. Hayatın hızla aktığı bu akışkan çağda, kitap insanlar grubu, tek kalıcı yapı olarak hafızayı ve ezberlemeyi seçerek, bu akışa karşı duran bir katı çekirdek oluşturmaya çalışır.
Vüs'at O. Bener’in, Türk edebiyatının devlerinden Oğuz Atay’ın anısına ithaf ettiği Buzul Çağının Virüsü, sadece bir roman değil; zihnin kıvrımlarında dolaşan, sayıklamalarla gerçeğin birbirine girdiği tekinsiz bir metin. Kitap, taşra bürokrasisinin sıkışmışlığı içinde, zekası ve ironisiyle hayatta kalmaya çalışan Osman'ın hikayesini anlatıyor.
Başkarakterimiz Osman bir "anti-kahraman". Bedensel engeli (kısa ayağı) , entelektüel birikimi ve taşra hayatının sığlığı arasına sıkışmış durumda. Çevresindeki "ödün insanları"ndan tiksinirken, bir yandan da o düzenin içinde var olmaya çalışıyor.
Kitabın adı, Osman'ın hayatta kalma stratejisini özetliyor: Modern dünyanın o dondurucu, duygusuz "buzul çağı"nda yok olmamak için bir "virüs" gibi şekil değiştirmek, küçülmek, direnmek ve "ölüp ölüp dirilmek"
Vüs'at O. Bener, kolay okunan bir yazar değil; okurdan emek istiyor. Bilinç akışı tekniği, yarım bırakılmış cümleler ve parantez içi açıklamalarla zihinsel bir satranç oynuyor. Metin; melankoli ile ironi arasında gidip geliyor.
Eğer Oğuz Atay'ın Tutunamayanlarını veya Yusuf Atılgan'ın Aylak Adamını sevdiyseniz, Osman'ın bu huzursuz, ironik ve hüzünlü dünyasında kendinizden çok şey bulacaksınız. "Mutsuzluk kolay zenaattir" diyen Osman'ın zorlu yolculuğuna eşlik etmeye değer.
Öneri: Varoluşsal sancı çekenlere, dil işçiliğine önem verenlere ve "tutunamayan" ruhlara.
Odun Kesmek, bir hesaplaşma metni. Yazarın (ve anlatıcının) kendi geçmişine, boşa harcanmış gençliğine ve bir zamanlar sevdiği ama artık "iğrenç" bulduğu dostlarına karşı duyduğu öfkenin kitabı. Eğer sahtelikten, "-mış gibi" yapanlardan ve zoraki sosyalleşmelerden bunaldıysanız, Bernhard'ın bu kitabı tam size göre.
Biz onlardan kaçıyoruz, onlar bize yetişiyor ve bizi bunaltıyorlar. Biz onların peşinde koşuyoruz, onlara yalvarıyoruz bizi aralarına alsınlar diye, onlar bizi aralarına alıyor ve bizi öldürüyorlar.