Sofie'nin Dünyası her ne kadar popüler bir felsefeye giriş kitabı olarak övülse de, okurken beni ciddi anlamda rahatsız eden ve esere olan beğenimi düşüren belirgin eksikliklere sahip. Öncelikle kitabın kurgusunun bir noktadan sonra çok keskin ve sarsıcı bir şekilde değişmesi, hikayenin başındaki o akıcılığı bozarak okuru gereksiz yere yoruyor. İçerik açısından en büyük hayal kırıklığım ise yazarın felsefe tarihini tamamen "Avrupa merkezli" ele alıp devasa bir İslam felsefesi birikimini tamamen yok sayması; öyle ki koca kitapta bu konuya ayrı bir bölüm bile ayrılmamış, topu topu tek bir cümleyle geçiştirilmiş. Hz. Muhammed gibi önemli bir peygambere yer verilmemesi beni çok rahatsız etti.Buna ek olarak, yazarın bu tek taraflı Batılı perspektifinin bir yansıması olarak, metnin çok büyük bir bölümünde İstanbul yerine ısrarla "Konstantinopolis" adını kullanması (İstanbul adının ancak sonradan geçmesi) ve Ayasofya'yı bir kilise olarak nitelendirmesi, okuma deneyimimi olumsuz etkileyen yadırgatıcı detaylardı.Yazar felsefe kitabı yazarken nesnel düşüncede yazması gerekirken kendi düşüncelerine yer verip kendi fikrini öne sürmüş ve doğru olanın kendi fikri olduğuna ikna etmeye çalışmış. Felsefe kitabı öznel olamamlı, okura düşündürmeyi sağlamalıdır. Çözüm üretmemelidir. Herkesin kendi fikrini çıkarması gerekmektedir.Özetle; evrensel bir felsefe tarihi sunmaktan ziyade yazarın kendi dar kültürel penceresinden yazdığı, yorucu kurgusu ve taraflı tutumuyla beklentilerimin çok altında kalan bir kitap oldu.