Cebinde üç hurma ile Halkı için ölüme gidenlere...
Puan vermedi·560 syf.··
2026 78. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 19:09
Yüreği güzel insan merhaba!!! Çoğumuz; Rus, Amerikan, Fransız edebiyatının klasik ve modern yazarları biliriz. Ancak İran, Suriye Filistin, Mısır benzeri, komşu coğrafyada yaşayan halkların hayatını yaşamını , edebiyatini bilmeyiz. Çünkü onlar Pis Arap, geri kafalı! İnsanlardır. Bugün sizlere ilk kez tanıştığım Filistinli harika bir yazarin eserinden söz etmek istiyorum. İbrahim Nasrallah ve dev eseri Beyaz Atlar Zamanı söz etmek istiyorum. Roman, Filistin'deki küçük bir köyün yaşamını merkeze alır. Hadiye ( Arapça, Hadiye yavaş, sakin,dingin anlamı taşır.) Hikâye, Osmanlı İmparatorluğu'nun Filistin'deki son dönemi ile başlar; ardından Britanya Mandası dönemini ve sonunda 1948 Arap-İsrail Savaşı (Filistinlilerin "Büyük Felaket" olarak adlandırdığı göç ve yıkım süreci) ile sona erer. Hep deriz yaaa Araplar bizi arkadan hançerledi. Peki acaba Osmanlı o topraklardan vergi aldı. Oraya ne götürdü, Devlet-i Âli Osman... Merkezde bir köy, o köyün aileleri ve özellikle beyaz atlarıyla gurur duyan insanlar vardır. Beyaz atlar, yalnızca ulaşım aracı değil; onurun, özgürlüğün ve toprağa bağlılığın simgesidir.Hamame, bembeyaz eşsiz güzel at resmen o atı gördüm, yolculuk ettim onunla... Son yıllarını yaşayan yorgun Osmanlı gelir vergi, asker ister gider, Hadiye köyüne, I.Dünya savaşını kaybeden Osmanlı ve artık Hadiye köyüne vergi toplamaya zulm etmeye gelen Osmanlı yerine Britanya imparatorluğuna sıra gelmiştir. İngiliz desteği ile gelmeye başlayan Yahudiler, Artık düğünlerin yapıldığı, Hamdan, dibekte döverek hazırladığı kahve zamanları geride kalır.Hadiye köyünde her gelen yeni yıl önceki yılı aratır. Ve halkı için, namusu için, beyaz atlı Barış günleri geri getirmek için ölümü göze alanlar... Mahmud, Halit, Naci.... Nice o güzel insanların hikayesine kalbimi
Beyaz Atlar Zamanıİbrahim Nasrallah · Bilgi Yayınevi · 202465 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 244. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 17:01
Azerbaycan asıllı İranlı yazar Feriba Vefi'nin (1963) “İran'ın en iyi romanı” seçilen “Uçup Giden Bir Kuş” (Perende-i Men), epik ve bilinç akışı tekniği ile yazılmış bir roman olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserde zengin yaşam olayları, karmaşık hikâyeler, İnsanoğlunun kaderi ve karakterler sanatsal bir bakış açısı ile geniş ve kapsamlı bir şekilde yansıtılır. Eserin “bilinç akışı” yöntemiyle sunumu da dikkat çekicidir. “Bilinç akışı” yöntemine dayanan eserde anlatılan olaylar, kahramanın çevredeki dünyayla yüzleşmesi ve ana karakterin düşünceleri arka planında sunulur. Akıldan geçen karışık duygu ve düşünceleri olduğu gibi sunmayı sağlayan şapka teknik olan iç monoloğun, modernizm edebî akımının bir özelliği olduğu açıktır. “Bilinç akışı”, 20. yüzyıl modernizm literatüründe kullanılmaya başlayan psikoloji ile ilgili bir yöntem olarak dikkat çekmektedir. Feriba Vefi “Uçup Giden Bir Kuş” romanında kahramanın baştan savma, mantıksız ve gelişigüzel kurulmuş iç monologlarını kullanır. Onun düşüncelerini yazıya döker. Zira bu teknikte olayın kahramanı çoğunlukla düşünceleri, iç monologları ile vardır. “Bilinç akışı”nda kahramanın yaşam yolu, ruhsal arayışları, iç dünyası, kahramanın düşüncelerinde, hayatında karşılaştığı şoklar ve trajik durum, sosyal ve politik durumun çelişkisi açıklığa kavuşturulur ve bir bütün olarak ortaya çıkar. Kahramanın düşüncesine nüfuz eden ayaklanmalar ve trajediler, insanlık sorununun bir parçası olarak yansıtılır. Eserin kahramanının yaşadığı çalkantılar ve aile içi çatışmalar, kahramanın iç dünyasının prizmasından ortaya çıkar. Yazarın sunduğu olayların arka planına karşı okuyucu, roman kahramanının çatışmasına ve çalkantılarına canlı bir tanık olur. Feriba Vefi'nin “Uçup Giden Bir Kuş” romanında kahramanın düşünceleri farklı olaylara farklı
Hayata Dair
Uçup Giden Bir KuşFeriba Vefi · Sel Yayıncılık · 2026241 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·320 syf.··
2026 115. kitabı
Semerkant, hırsın, aşkın ve inancın tarihi nasıl şekillendirdiğini anlatan sürükleyici bir Doğu-Batı masalıdır. Amin Maalouf, bizi önce 11. yüzyılın o tekinsiz ama büyüleyici Semerkant’ına götürür. Orada bir yanda şarabı ve felsefesiyle hayatı kutsayan Ömer Hayyam, diğer yanda devletin soğuk aklını temsil eden Nizâmülmülk ve inancı bir silaha dönüştüren Hasan Sabbah vardır. Yazar, bu üç dev isim üzerinden gücün ve bağnazlığın insanı nasıl ele geçirdiğini muazzam bir akıcılıkla anlatır. Hikayenin ikinci kısmı ise modern zamanlara uzanır. Amerikalı bir seyyah, Hayyam’ın kayıp *Rubaiyat* el yazmasının peşinde İran devriminin ortasına düşer. Romanın sonunda, Doğu’nun tüm o kadim bilgeliğini ve şiirini barındıran bu eşsiz kitabın Titanik’le birlikte okyanusun karanlığına gömülmesi, aslında bir medeniyetin hazin sonunu simgeler. Maalouf, ağır edebi kalıplara boğulmadan, adeta bir akşamüstü sohbeti tadında Doğu’nun aydınlık geçmişine ve nasıl kendi karanlığına gömüldüğüne dair derin bir iç çekiş bırakır avuçlarımıza. Hem tarihsel bir macera hem de insanın zamansız hırslarına tutulmuş bir aynadır bu kitap.
Edebiyat
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,9bin okunma
9/10
·384 syf.··
2026 106. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:22
Bu kitabı okumalı mıyım? diye kendinize soruyorsanız eğer evet kesinlikle okumalısınız. Yazarı bir distopya üzerinden feminizme ışık tutmaya çalışıyor. Gerçi ben 'izm' ifadeleri sevmediğim için kendi lisanımda anlatmak istiyorum. Toplumda kadına bakış açısını çok net gözler önüne seriyor. Eğer kadının sadece bir doğum aracı olmadığını ya da olamayacağını iddia ediyorsanız. Toplumda bu görüşte insanların var olmadığına inanıyorsanız ve bu yüzden bu romanı abartılı buluyorsanız çok büyük yanılgı içindesiniz. Çünkü çevrenize bakarsanız kadınların rahimleri ile ön planda olduğu toplumlar hâlâ var. Çocuk doğuramıyorsa eksik görülen kadınlar var. Toplumsal hayattın her alanında yer alsak da en çok anneliğimiz üzerinde duran kesimler var. Yaptığımız evliliklerde illa bir çocuk dünyaya gelmeli görüşü var. Bu roman tam olarak bu zihniyetlerin kurduğu baskı rejimini anlatıyor.
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
Karanlık, Anlamın İlk Halidir
8/10
·88 syf.·
2026 182. kitabı
Geçen gece deniz kenarında oturuyordum. Hava sakindi. Ayın ışığı denizin üzerine düşüyor, dalgaların hareketiyle birlikte parçalanıp yeniden birleşiyordu. Uzun süre gözümü o ışıklardan alamadım. Bir süre sonra nedensizce aklıma yıllar önce fotoğraflarını gördüğüm Nasır el-Mülk Camii geldi. O meşhur renkli pencereler, güneş ışığını yüzlerce parçaya ayıran vitraylar birden zihnimde canlandı. Deniz üzerindeki ay ışığıyla o pencereler arasında görünmez bir bağ kurmuştum sanki. Ardından Kör Baykuş düştü aklıma. Çünkü Sadık Hidayet’in romanında da gerçeklik tek bir yüzle karşımıza çıkmıyordu. Her şey kırılmış bir camın parçaları gibi dağılıyor, her parça başka bir görüntü gösteriyordu. O gece denizin kıyısında otururken kendimi bir anda Şiraz’daki o caminin içinde hayal etmeye başladım. Zihnimde pencerelerin önüne geçtim, renklerin arasına oturdum ve Kör Baykuş üzerine konuşmak için Ravi, Münzevi ve Hiç’i çağırdım. Kör Baykuş, adı bilinmeyen bir anlatıcının iç dünyası etrafında kurulur. Olay örgüsünden çok, zihinsel çözülme anlatılır. Anlatıcı dış dünyayı yaşarken aynı anda kendi iç dünyasının içinde kaybolur. Gerçek ile hayal arasındaki sınır giderek silinir. Romanın temel gerilimi burada oluşur, dışarıda ne olduğu değil, içeride neyin gerçek kabul edildiği. Bu romanın merkezinde ne var? diye sorduğumda Ravi kısa bir cevap verdi “İnsanın kendine kapanması.” Münzevi bunu genişletti “Bu kapanma bir seçim değil, varoluşun kendisi. Anlatıcı dış dünyadan değil, kendi zihninden kopamıyor.” Hiç ise daha keskin bir yerden yaklaştı “O zaman hikaye diye bir şey yok mu?” Kör Baykuş’un en önemli özelliği burada ortaya çıkar. Geleneksel anlamda net bir olay zinciri sunmaz. Bunun yerine parçalı bir bilinç akışı kurar. Okur, olayları değil, olayların zihinde bıraktığı kırılmayı
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma
Puan vermedi·162 syf.··
2026 63. kitabı
2028'den 2065 kadar dönemin özeti ile başlayan kitap esasen 2065 yılında geçmektedir. Ovidius Motel'i farklı milletlerin insanların çalıştığı bir moteldir. Makedon göçmeni, Afgan, Suriyelilerin,Özbek, Afrika kökenli ve Diyarbakırlı çalışanları olan bir motel. Motelde gizli bir müzakare yapılacaktır; Amerika,Rusya, Sudi Arabistan,Almanya, Çin, Hindistan, Iran,Azerbaycan, Şam(Suriye) ve Türkiye'nin temsilcilerinin katılır bu toplantıya. Hararetli geçen bir toplantı olur. Gelecekten gelen bu kitap, okuyucuya farklı bir konu sunmuş. Motel, kuruluşu, bünyesinde barındırığı çalışanlar ve temsil ettiği misyon açısından dikkat çekici bir içeriğe sahip. Kitapta geçen yergileleri ayrıca sevdim. 2060-2070 olası Türkiye'yi okumak isterler için değişik bir deneyim. Alican Ange Yayınları
Ovidius MüzakeresiDadal Ugan · Ange Yayınları · 20257 okunma