Sefaletimiz Korkunç..
Madde, kazanını patlatıp fışkıran kızgın ateşten bir mayi halinde alemde zaferini ilan etmekte;
Fabrika bacasının sanki delmek ve yıkmak istediği göklerden rahmet bekleyen kalpler perişan, feryat etmekte;
Hiçbir zaman doymayacak midelerden fışkıran ihtiraslar sefalete sefalet katmakta, yeni yeni felaketler, cinayetler, şekavetler eklemekte..
Asıl gayesi fani dünyada Bakiye ulaşmak olan İnsan ise bütün bu sefaletlerin ortasında Allah’a uzanan azametini unutmuş, nefsinin esareti altında hayvani bir hayatın mahkumu olmuştur. Artık o, yüzüne taktığı insanlık maskesiyle, içinde bütün hayvanların sefaletini yaşatan bir varlık haline gelmiştir. Hiçbir yumruk, hiçbir zindan onun kadar zalim değildir. İstila ettiği hava içinde fikir olur, hakikati öldürür; şair olur, ruhları çürütür; ahlak savunucusu olur; ahlakı kahreder. Hazların fani olanlarıyla, gayzların bayağılarının pençesinde, nesillerin suikastçisi, kalplerin katili olmuştur. Böylece toplum içinde Hakka iman unutulmuş; vicdan boş bir kelime halinde kalmış; merhamet tıpkı hastalık, sakatlık gibi çirkin görülmeye başlanmıştır. Aşırı sefahat ve haya tanımayan taşkınlıklar içerisinde zaaf, ahlaka sirayet etmiş; çocuk itaatsiz, insan hürmetsiz kalmış; nazarlardan taşan mana ibadullahı istihkar olmuştur.
Bütün bu hengamenin ortasında hasta bir vücudu andıran İslam dünyası en berbat devirlerinden birini yaşamaktadır. İslam memleketlerinde ruhlar birbirinden ayrılmış, birbirlerine saldırmakta, her yıl yüzbinlerce ziyaretçiyle dolan Kabe’nin etrafında bile ruh birliği sağlanamamaktadır. Günümüz müslümanları ise birtakım geleneksel hareketleri titizlikle yapmaktan başka gayesi olmayan ilkel devrin sihirbazlarını andırmaktadır.
Nurettin