"LÂİK" BİR MEDENİYET YOKTUR!..
Seyyid Ahmet Arvasi, “kültür ve medeniyet” içiçelik ve ayırımını bu şekilde ortaya koyarken, “din” veya din yerine geçmeye talib “doktrin”leri ise, her kültür ve medeniyetin fevkinde bir “üst-sistem” olarak, yönlendirici bir mevkîye koyuyor. Kültür ve medeniyetten ayırmıyor, ancak kültür ve medeniyetin “mahallî” ve belli bir topluma has “millî” niteliğinden ayırdediyor. Bu zâviyeden din, birbirinden çok farklı cemiyetleri aydınlatan bir “güneş”; kültür ve medeniyetler ise, onu kendi hususiyetleri içinde aksettiren birer “ay” hüviyeti kazanıyor. Türk İslam Ülküsü 1 eserinden: "Biz, “İslâm medeniyeti” terimini, İslâm dinini kabul eden çeşitli ve çok sayıda milletin “millî medeniyetlerine” yön, ruh ve şuur kazandıran “ortak üst-sistem” mânâsında kullanıyoruz. İslâmiyet bir “üst-sistem” olarak medeniyetlerin terkibini değiştirirken, o millî medeniyete kendi damgasını da vurur. (…) Tarih bize gösteriyor ki, milletlerin kültür malzemesine biçim ve ruh veren bir “üst-sistem” daima var olagelmiştir. Bu, ya bir din veya onun yerine geçmeye çalışan bir doktrindir. Yeryüzünde “lâik” bir medeniyete rastlayamazsınız. Her medeniyet, bir dine dayanarak ayakta durur. “İslâma muhatab anlayış” davasına da delâlet edici tesbitleri yanında, S. Ahmed Arvasî haklıdır. Meşhur İngiliz tarihçi Arnold Toynbee için de, “Her medeniyet, aslında bir dinin medeniyetidir” ve tarihteki tüm medeniyetleri, beşi yaşayan (Uzak-Doğu, Hind, Ortodoks Hristiyanlık, İslâm, Batı), toplam 21 medeniyete ircâ eder. Ve ekler: “İstikbâl İslâmındır. Denenmedik bir o var!” -Hayreddin Soykan, "Kültür-Medeniyet Meselemiz", -Kültür Muhtevâsı, Medeniyet İnceliği-, akademyadergisi.com, 21 Ocak 2022-
İslam Kültür ve Medeniyeti
EBÛBEKİR SİFİL İLE MÜLÂKAT
(Herkesin okuması gereken, ilim ve hikmet dolu bir mülâkat, Ebûbekir Sifil farkı ile) “Muhafaza edilmesi gereken şey öncelikle Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadıdır” Hocam, umumi mânâda Ehl-i Sünnet’i nasıl tanımlayabiliriz? Veya Ehl-i Sünnet kimdir? Ebubekir Sifil: Bismillâhirrahmânirrahîm. Ehl-i Sünnet’i teşhis etmenin birkaç yolu var. Bunlardan birincisi geçmişte Ehl-i Bid’at fırkalarla münakaşa edilmiş meselelere bakmak. Gerek usûl-i dinde gerek usûl-i fıkıhta Ehl-i Sünnet ile Ehl-i Bid’at fırkaları arasında yaklaşım farklılıkları var. Bu kaynak anlayışından, epistemolojiden neş'et eden bir şey. Buna bakarak bir istikâmet tâyini yapabiliriz. Kim Ehl-i Sünnet’tir, kim Ehl-i Bid’at’tır, bunu tâyin edebiliriz. İkincisi bugün tartışılan meselelere Ehl-i Sünnet’in ilkeleri çerçevesinde bakarak kim Ehl-i Sünnet’in yanındadır, kim karşısındadır, bunu tesbit edebiliriz. **İmam el-Eş’arî Makâlâtu’l-İslâmiyyîn’de “Ehlü’s-Sünne ve’l-Eser” dediği bir kesimden, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in hadis ağırlıklı kolundan bahsediyor, onların görüşlerini, mümeyyiz vasıflarını zikrediyor. Bunlar arasında o dönemde mevcut Ehl-i Bid’at fırkalarla Ehl-i Sünnet’i birbirinden ayıran temel hususlar var. Nedir onlar? Sahabeye saygı. Haber-i vâhid’in delil olarak alınması, mütevâtir rivayetleri geçtik haber-i vâhid’in delil olarak alınması, meşhûr ve mütevâtir hadislerle sabit olmuş amelî ve itikâdî hükümler, Sahabe'ye hürmet, havz-ı Kevser, şefaat, kabir azabı, sırat, mîzân ve buna benzer hususlarda Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat diğer fırkalardan ayrı duruyor. Biz buna bugün İslâm’ın modern yorumlarını dikkatte tutarak da yeni bir boyut katabiliriz. İslâm’ın modern yorumları derken sadece modernizmi kastetmiyoruz. Modern çağa mahsus İslâmî her türlü yorumu kastediyoruz. Bunun içinde
Ehli Sünnet Akaidi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
CÜRET Mİ, YOKSA SAFLIK MI?... NATURALİSTLER...
Natüralist nazariyeler, insanlar için hâlli gerekli olan meseleler hakkında hiç değilse açık bir hâl sûreti göstermiş olsalardı! Ne gezer… Natüralist felsefeden önce ve sonra birçok meseleler hâlledilmeden, nasılsa öyle duruyor. Hiçbir şey olmayabilirken bir şeylerin niçin olduğu bize izâh edildi mi? Kâinat dâimâ mı mevcut olmuştur veya ne zaman mevcut olmaya başlamıştır? Bizi, bunları anlayacak bir duruma getirdiler mi? Bize, maddenin ve kuvvetlerin bildiğimiz öğeleri hakkında, bütün olaylarca bağdaşabilecek mahiyette bir temsil verdiler mi? İlk canlı şekillerin yeryüzünde nasıl belirdikleri bize izâh olundu mu? Bütün türlerin gerek tek iptidaî bir türden çıktığı, gerekse iptidaları birbirinden ayrı bazı protoplazma şekillerinden geldiği bize ispat olundu mu? Dünyada yeni hususiyetlerin nasıl meydana çıktığı, sonra soya çekişle nasıl muhafaza olunduğu bize gösterildi mi? Şuurlu hayatın maddî hayattan nasıl çıkagelmiş olduğu bize anlatıldı mı? Şüphesiz, hayvanlarda şuur vak'alarının tekamülü ile sinir sistemi arasında bir muvazîlik-denklik gözlenmiştir. Fakat bizzat düşünce, nöron hareketlerine ircâ edilebilmiş midir? Eğer edilmedi ise, bir natüralist sistemde ona nasıl bir yer verilmelidir? İlimcilik “kâinatın muammalar”ını hâlletmek iddiasındadır. Fakat, farz edişlerinden ve iddialarından sonra bu muammaların daha nicesi hâlledilmeden olduğu gibi kalmıştır. (…) İlimciler, bu neticelere mutlak bir değer vermekle bizzat dayandıkları ilimlerin hakiki anlayışından uzaklaşmış olmuyorlar mı? Bu hâl ilk önce matematik ilimlerde göze çarpmaktadır. (Andre Cresson , Felsefe Meselelerinin Bugünkü Durumu, s. 35-86)
Bilim/Felsefe
YARATILMIŞLARIN TEKÂMÜLÜ...
Selim Gürselgil’in Yaratılmışların Tekamülü İsimli Eserinin İnceleme-Çalışması... İki eser arasındaki ilk ve en derin ayrım, bilime yaklaşımlarında ortaya çıkar. Shoaib Ahmed Malik, modern bilimin otoritesini ve yöntemini (Metodolojik Doğalcılık) veri olarak kabul eden bir "uzlaşma" stratejisi izler. Malik’e göre, evrim teorisinin ateizm veya materyalizm gibi ideolojilerle özdeşleştirilmesi, teorinin bilimsel değerinin anlaşılmasını engellemektedir. Malik, bilimin doğa olaylarını açıklarken fevkalâde güçlere atıf yapmamasının (Metodolojik Natüralizm), Allah’ın varlığını reddetmek (Felsefi Natüralizm) anlamına gelmediğini savunur. Onun amacı, bilimin verilerinin Eş’ari kelâmının sağladığı metafizik şemsiye altında nasıl "teolojik olarak zararsız" hâle getirilebileceğini göstermektir. Buna karşılık Selim Gürselgil, bilimin verilerini olduğu gibi kabul edip ona dini bir kılıf uydurmayı (uzlaşmacılığı) reddeder. Gürselgil’e göre mesele, bilimin bulgularını tevil etmek değil, bilimin "hayat"ı algılama biçimini kökten sorgulamaktır. O, epistemolojik temelini Batı bilimi üzerine değil, İslam tasavvufunun "tekâmül" anlayışı ve Salih Mirzabeyoğlu’nun "İbda Diyalektiği" üzerine kurar. Gürselgil için evrim teorisi, İslam’da mevcut olan "tekâmül" hakikatinin Batı’da bozulmuş, ruhundan arındırılmış ve mekanikleştirilmiş bir karikatürüdür. Her iki yazar da determinizmi reddederken "mümkünlük" (contingency/imkân) kavramına başvurur, ancak bu kavramı kullanım biçimleri farklıdır. Malik, Eş’ari kelâmının "Vesilecilik" (Occasionalism) ilkesini kullanarak, doğadaki sebep-sonuç ilişkilerinin zorunlu olmadığını, her ânın Allah tarafından yaratıldığını belirtir. Ancak Malik, bu ilkeyi Darwinci mekanizmaları (rastgele mutasyonlar ve tabiî ayıklanma) meşrulaştırmak için kullanır. Ona göre, dışarıdan mekanik veya
İnceleme & Yorum
"bütün göklerin ve yerin mülkü O'nundur ve bütün işler Allah'a irca' olunur. geceyi gündüze sokar, gündüzü geceye sokar ve bütün sînelerin künhünü bilir." hadîd sûresi, 5-6.
KELİME-İ TEVHÎD'İ BOZAN ŞEYLERDEN BAHSEDİLMESİNDEN HOŞLANMAYANLAR! Muhammed Kutub rahımehullâh anlatıyor: “Lâ İlâhe İllallâh’ı bozan şeyler hakkında konuşulmasından hoşlanmayanlar, insanlardan sadece bir fırka değildir! Kelime-i Tevhîd’in gerektirdiklerinden yüz çevirenler, onun hakikatini reddedenler, gerçeğin ortaya çıkmasını nefislerinden dolayı kötü görüyorlar. Yahut da insanların, bu kişilerin Kelime-i Tevhîd’i reddedip yüz çevirdiklerini ortaya çıkaracaklarından dolayı bunu kötü görüyorlar. Ağlanacak hâlimize gülüyoruz, hâlâ hatırlıyorum, bir defasında başımdan geçen bir hatıram vardır. Geçmiş dönemlerde ‘Biz Müslüman mıyız?’ (هَلْ نَحْنُ مُسْلِمُونَ) isimli kitabımı çıkardığım zaman genç yaştaki birisi beni ziyâret etti ve: ‘Sizin ‘Biz Müslüman mıyız?’ başlığıyla bir kitap çıkardığınızı duydum. Ben o kitabı okumak istiyorum. Okumam için bana bir adet verebilir misiniz?’ dedi. Ona: ‘Tabii ki, memnuniyetle…’ dedim. Kendisine bir adet kitap verdim. Birkaç gün geçtikten sonra kitabı bana geri iâde etti ve şöyle dedi: ‘Kitabını al! Onu okumak istemiyorum! Onu okumadan önce kendimi Müslüman zannediyordum. Kitabın bir kısmını okuyunca Müslüman olmamamdan korktum. Kitabını al ve beni Müslüman olduğum zannım üzere bırak!’ Bu gencin iyi niyetliliğine rağmen gafleti, doğruya sırt çevirmesi ve bu dine gereken ciddiyeti göstermemesi, tek onun yaptığı bir şey değil, belki yüzlerin ve binlerin yaptığı bir şey!.. Nefislerinin gerçekleriyle yüzleşmekten kaçıyorlar, kendilerine birisinin bu gerçekleri anlatmasını kötü görüyorlar ve başlarını kumlara gömüyorlar! Uyuşturucu İrcâî fikrin (Mürcie’nin) kumlarına!..” (Lâ İlâhe İllallâh, Muhammed Kutub, Dâru’ş Şurûk, Kâhire-1415, S: 139, 140)