“Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz.
Biz neşatın da gamın da rüzgârın görmüşüz.
Çok da mağrur olma kim meyhane-i ikbalde,
Biz hezaran mest-i mağrurun humarın görmüşüz.”
saçlarında kayboldum ben
kemanlar viyolalar
santur ve tambur sustular
dudaklarında zamanları aşan o şarkı
dudaklarında sarhoşum ben
dağıldı kalbim ayaklarının altında
kalbinde eridim ben
ama sen,
sen eni sonu kapattın gönlünün kapılarını
karanlıkta kaldım ben.
gitmesen de kalsan
safir ve yakuttan kelimeler
dizsem boynuna
kalsan,
kölen olsa, peşinden sürüklense bedenim
kalsan da
ben ölsem ruhunun dizleri dibinde.
ZEKİYE
Ah, sen vatanını düşündükçe ne kadar büyüyorsun… Ben de seni düşündükçe büyüyorum. Söyle. Bana böyle sözler söyle. Bunları duydukça ruhum bedenime sığmıyor. Gönlümde güller açıyor. Düşüncelerimde güneşler doğuyor. Bu sözlerin sayesinde ben de erkek oldum. Hem öyle erkek ki, kalbim şu erkek giysileriyle gördüğün halimden daha erkek. Yarın savaş meydanına çık. Sen elbette herkesin önünde bulunacaksın! Ben de sana herkesten yakın olurum. Her fedakârlığı yaparım. Belki seninle ölümü paylaşamayız!.. Yine büyüklük sende, yine kahramanlık sende… Sen vatanın için çalışıyorsun, ben senin için… Sen kendi kendini yetiştirmişsin, ben senin sayende yetişiyorum.