Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?....
58.
Dünya büyük bir aşk Ömür Hanım
Taşlar, dikenler, yosunlar
Başka sesler, başka sabahlar
Bozkırın alın yazısı
Camlardaki parmak izleri
Mavi toprak, kırmızı buğday, bekleyiş
Ağızdan dökülen nar taneleri
Kâküllerinin turuncu ayini
Tüylerden hafif uykuları çocukların
Yalnızlıkltan ürperen sokaklar
Deniz bahçeleri, ormanların uğultusu
Arıların su içtiği mezar taşları
Göğsümde yürüyen tomurcuk geceler
Gamze bilek topuk... her şey, her şey
İnsan seni yaşadıktan sonra
Ölüm de bir aşk Ömür Hanım
Duygularının her birini hareket ve mimiklerle görünür kılma özelliğinin bu insana büyülü bir şekilde bahşedildiğini size daha önce de söyledim; ama hiçbir şey, yeryüzünde hiçbir şey çaresizliği, kendinden ümidi kesmişliği, daha hayattayken ölmüş olmayı bu hareketsizlik, şakır şakır yağan yağmurun altında bu durgun ve duygusuz duruş, ayağa kalkamayacak kadar, korunacak bir dam altı bulmak için birkaç adım atamayacak kadar yorgun olmak, kendi varlığına karşı bu olağandışı ilgisizlik kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemezdi.
Fakat, benim için sen kimsin ki? Beni hiç ama hiç tanımayan, suyun yanından geçer gibi benim yanımdan geçip giden, bir taşım üzerine basar gibi benim ğzerime basan, hep giden, gitmeye devam eden ve beni sonsuz bir bekleyişin ortasında bırakan sen, kimsin ki benim için?