8/10
·150 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazılarıysa okurken sizi okur. Aldous Huxley'in Algı Kapıları ve Cennet ile Cehennem'i benim için ikinci gruptaydı. Sayfalar arasında ilerlerken sık sık başımı kaldırıp etrafıma baktım; sanki biri uzun zamandır kapalı tuttuğum algı kapılarını yavaşça aralıyordu. Kitap iki kısa metinden oluşuyor. İlkinde yazar, kendi meskalin deneyimini anlatıyor. Bunu yaparken hem laboratuvar titizliğini hem de şair duyarlılığını koruyor. Sıradan bir çiçeğin, bir kumaşın dokusunun ya da gündelik bir nesnenin nasıl birdenbire olağanüstü bir şeye dönüşebildiğini aktarıyor. En çok etkilendiğim yer de burası oldu. Beynimizin sürekli "işe yarıyor mu, tanıdık mı?" diye süzerek algıladığı dünyayı bir anlığına olduğu gibi, daha canlı görebilme ihtimali... Yazar bunu bir kaçış olarak değil, dünyaya dönüş olarak yorumluyor. Sıradan bir çiçek mucizevi hale geliyor ama aslında daha az değil, daha çok çiçek oluyor. Daha gerçek, daha yoğun, daha dikkat çekici. Kitabın merkezindeki bu "filtre" fikri, Bergson'un düşüncelerinden besleniyor. Buna göre beyin, bizi hayatta tutabilmek için gerçekliği sürekli sadeleştiriyor; gerekli olmayan ayrıntıları ayıklıyor. Yazar ise bu süzgecin bir anlığına kalktığı deneyimleri hem bir bilim insanının merakıyla hem de bir sanatçının duyarlılığıyla kayda geçiriyor. İkinci bölümde işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Sadece güzel görüntülerden ve aydınlatıcı deneyimlerden söz etmiyor; karanlık, sıkışmış ve ürkütücü halleri de aynı açıklıkla anlatıyor. Bu yüzden kitap bana dürüst geldi. Ne deneyimleri romantize ediyor ne de her şeyi büyüleyici göstermeye çalışıyor. Okura yalnızca cennetin anahtarını uzatmıyor, cehennemin kapısının da aynı koridorda olduğunu hatırlatıyor. En hoşuma giden yönlerinden biri de sanatı, dini ve mistik deneyimleri aynı
Algı KapılarıAldous Huxley · İmge Kitabevi Yayınları · 20181,438 okunma
Şiirler sadece edebi ürün değildir..
10/10
·143 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
“Şubat” yalnızca bir ayın değil, bir ruh halinin adı. Emrah Kaplan, günlük koşuşturmada sesini duyuramayan hisleri 72 şiirde toplamış; aşk acısından varoluşsal sorgulamalara uzanan geniş bir duygu yelpazesini, herkesin anlayacağı kadar yalın ama derinleşen bir dille işliyor. “Benim adım yalnızlık” dizesinde modern insanın en büyük dramını bir karaktere dönüştürüyor; ay ışığı, rüzgar ve çiçekler aracılığıyla gündelik olanı şiirsel bir derinliğe taşıyor. Karanlıktan ışığa uzanan bu yolculukta çaresizlik umuda, isyan dirence dönüşüyor. Sadece kelimelerden değil; iyi bir insan olma çabasının, direnmenin ve hümanizmin izini taşıyan bu kitabı, güzelliği aramaktan vazgeçmeyen herkese öneririm.
Kitap Alıntısı
ŞubatEmrah Kaplan · Od Kitap · 20257 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·326 syf.··
2026 392. kitabı
Faust, Johann Wolfgang von Goethe’nin yazımı neredeyse tüm ömrünü kapsayan, dünya edebiyatının en büyük ve en derin felsefi başyapıtlarından biridir. Alman halk efsanelerindeki Dr. Faustus hikayesinden ilham alan bu devasa eser, insan doğasının sınırlarını, bilginin değerini, arzuyu ve iyi ile kötünün ezeli savaşını konu alır. Hayatını bilime, felsefeye ve evrenin gizemlerini çözmeye adamış olan yaşlı profesör Heinrich Faust, ulaştığı tüm bilgilere rağmen aradığı içsel tatmini ve hayatın gerçek anlamını bulamadığı için derin bir varoluşsal kriz yaşamaktadır. Tam bu çaresizlik anında karşısına çıkan şeytan Mephistopheles, Faust’a bir anlaşma teklif eder: Şeytan ona bu dünyada arzuladığı her şeyi, gençliği, aşkı ve sınırsız bilgiyi verecek; buna karşılık Faust, hayattan tamamen tatmin olup "Dur ey zaman, ne kadar güzelsin!" dediği anda ruhunu şeytana teslim edecektir. Anlaşmanın ardından başlayan yolculuk, Faust’u saf bir aşkın yaşandığı trajik Gretchen hikayesinden antik dünyanın mitolojik labirentlerine, siyasi güç arenalarından evrensel arayışlara kadar çok geniş bir evrene taşır. Goethe, Faust’un şahsında aslında tüm insanlığın doymak bilmez merakını, hatalarını, düşüşlerini ve her şeye rağmen içindeki o yüce, ışığa doğru yürüyen özü anlatır. Şiirsel dili ve muazzam felsefi derinliğiyle bu eser, insanın evrendeki yerini sorgulayan zamansız bir başucu kitabıdır.
FaustJohann Wolfgang Von Goethe · Oda Yayınları · 201216,9bin okunma
Modern İnsanın İflası ve Gerçek İnsanların Sessiz Yürüyüşü
Puan vermedi·225 syf.··
2026 74. kitabı
Bizler bugün adına "gelişmiş" dediğimiz o konforlu hapishanelerimizde, her şeyi kontrol ettiğimizi sanarak yapayalnız bir hayat sürüyoruz. Saatlerin, faturaların, unvanların ve bitmek bilmeyen dijital gürültünün arasında ruhumuzun nasıl çürüdüğünü fark etmiyoruz bile. Marlo Morgan, Bir Çift Yürek ile bizi o steril dünyalarımızdan alıp Avustralya’nın o uçsuz bucaksız, vahşi çöllerine fırlatırken aslında tam olarak bu illüzyonun perdesini yırtıyor. Amerikalı bir kadının, Aborjinlerin deyimiyle bir "Mutant"ın, çırılçıplak ayaklarla çıktığı o dört aylık çöl yürüyüşü, sadece fiziksel bir yolculuk değil modern insanın kendi kibriyle jilet gibi kesildiği bir arınma seansı. Aborjinlerin kendilerine "Gerçek İnsanlar" demesi kibirli bir üstünlük taslama değil, saf bir varoluş gerçeğidir. Onlar doğayı mülk edinmek, onu paraya çevirmek ya da hard disklere kaydedip arşivlemek peşinde değiller. Onlar doğanın bir parçası, onun nefes alan bir hücresi gibi yaşıyorlar. Bizler ayakkabılarımız olmadan toprağa basamaz, yönümüzü bir cihaz olmadan bulamazken bu insanların çölde sadece zihin gücüyle, telepatiyle haberleşmesi ve doğanın sesini dinleyerek su bulması karşısında medeniyetimizin ne kadar aciz ve protez bir yapı olduğunu anlıyorum. Biz dünyayı anlamlandırmak için kütüphaneler dolusu felsefe kitabı deviriyoruz, onlar ise sadece var olarak, evrenin ritmine uyum sağlayarak o anlamın ta kendisi oluyorlar. Kitapta beni en çok sarsan şey, Aborjinlerin dünyaya ve insana bakışındaki o muazzam dürüstlük oldu. Onların dünyasında mülkiyet yok, yalan yok, birbirini basamak olarak kullanmak yok. Doğum günlerini yaşlandıkları için değil, o yıl ruhsal olarak olgunlaştıkları için kutluyorlar. Bu felsefeyi okurken, kendi hayatımda değer verdiğim, peşinden koştuğum o sahte güvencelerin ne kadar
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Dharma Yayınları · 200127,5bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 62. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 23:27
Zengin ve her istediği yapılan bir çocuk ne ister? Elbette ki imkansıza yakın olanı. Toprak da böyle bir ailede büyümüştür. Onun sıradaki isteği dünyanın öbür ucunda bulunan Paspartu'daki Paspartu Sanat Akademisi'ne girebilmektir. Bu akademiye her yıl sadece 100 kişi alınmaktadır. Yani Toprak'ın imkansıza yakını zorlaması gerekir. Bu kitap çocuklara her şeyin parayla satın alınamayacağını, bazı şeyler için emek ve alın teri de dökmek gerektiğini öğretecek. Çocuklar için hem öğretici hem de ders verici bir kitap. Bakalım Toprak resim yeteneğini kanıtlamayı ve bu okula girmeyi başarabilecek mi? Yazar edebiyatı sanatla buluşturmuş. İçerisinde yer alan tablolar da kitabı görsel olarak zenginleştirmiş. Kitap için özel çizilen bir tablo bile var. 12-13 yaştan itibaren her yaşa uygun bir kitap. Kitapla ilgili tek eleştirim Toprak'ın hiç başarısızlık yaşamaması. Bana göre her şeye sahip bir çocuk olarak başarısızlığı da tatmalıydı. Kitaptaki şu alıntılarsa kitabın sadece bir çocuk kitabı olmadığını fısıldıyor adeta. Eğer ışığa sahip olmak istiyorsan önce karanlığa sahip olmalısın. Her şey zıddıyla bir anlam kazanır. Gölgede duranın gölgesi olmaz. Koca bir lig boyunca onlarca maç kazanırdın ama tarih sadece şampiyonların adını yazardı. Bir numara değilsen kaçıncı olduğunun hiçbir önemi yoktu bazı insanlar için. Büyük hikayeler ancak kendin olarak, zorluklarla baş ederek yazılır. Birilerinin sayesinde olmaz. Birilerinin sayesinde kendi hikayeni yazamazsın.
Çıkmaz Sokağın RessamıYaşar Bayraktar · Timaş Yayınları · 2024167 okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma