Güne Cicozlar
1 ayna yoruldu her gün yabancı yüzler taşımaktan içindeki sır dökülüyor şimdi bakan kendini görüyor ayna ise sadece yokluğu 2 toprak uyandı üstünde yürüyen ayakların yüküyle bizi taşıdığını sanıyoruz oysa o bizi sabırla biriktiriyor 3 bir nar açıldı içinde dünya kadar kan biz meyveyi değil kırılmayı yiyoruz 4 kapı gıcırtısı evin yaşlandığını söylüyor duvarlar daha az dayanıklı insanlar gibi her şey eskimeyi öğreniyor 5 kapı çalındı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ah mutluluk ışıkla cilveleşir, biz de dünyanın neşe dolu olduğunu düşünürüz, dedim; oysa ıstırap uzaklarda saklanır, biz de ıstırap yok sanırız.
"Dünyada kötülük yoktur. Kötülük uydurmadır. Dünyada iki türlü iyilik vardır. Işıktan bir değnek alın elinize, uzun bir değnek... Değneğin bir ucu çok parıltılı, bir ucu daha az parıltılıdır. İşte iyilikle kötülük aradındaki fark bu kadardır."
Sayfa 16 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Bu hayatımdaki en güzel gecelerden biri oldu. Bu genç kızın hayatımda artık gelip geçici bir macera olarak kalmayacağını hemenanladım. Öylesine çekici, öylesine çocuksu, öylesine akıllıydı ki insan benimsenmiş formüle göre, ondan önce nasıl oldu da bir başkasını sevebildim diye sormaktan kendini alıkoyamıyordu. Dahaönceki kızların tümü, kendilerinin ululaştırılmışı olabilecek bu kızın birer taslağı olmaktan öteye geçmiyordu. O zamanlar, can sıkıntısı ve alışkanlığın öldürdüğü iki yıllık bir ilişkiden yeni çıkmıştım. İnsanı yeniyetmelik günlerine götüren gençlik kaynağına yeniden kavuşuyordum. Daha kendisini tanımadan Rebecca’da hoşlandığım bir şey vardı: Bende yaratabileceği aşk. Onun kalbine gidenyolu kazanacağım gibi bir hayale kapılabilir miydim? Benim gözümde daha ilk anda, hani başkaları tedirgin etmediğinde sizi en uçnoktalara kadar götüren bazı kişiler vardır ya, işte onlardan birioluverdi. Çılgın, gönül okşayıcı, hoşuma gitmek için her şeyi yapmaya hazır bir havası vardı. Kendini ulaşamayacağım bir yere koyarak bir tür teslimiyetle etrafa ışık saçıyordu - ki bu da beni allakbullak ediyordu. Çılgınca niyetler yüklediğim bu kurnazca mesafenin sadece bir amacı vardı: Endişeye kapılarak ona bağlanıvermişolmak. Güzel sözcükler icat ederek, en anlamsız olayları hovardaca kutlayarak, bayağılığın içinden sonsuz bir kendini yenileme gücü çıkararak onu güldürmemin hiç önemi yoktu. Gerçek karşılaşmalar, bizleri kendimizin dışına savurur, trans haline geçirir, sürekli yaratmaya iter. Eğlendiğime ve kendimi şaşırttığıma göre onu daeğlendiriyor ve şaşırtıyordum.
Bir hayal için yaşamaktaydım. Derken o hayal, ümide dönüştü. Tünelin ucunda ışık göründü. Hatta parıldadı da. Tam dokunacakken hak ettiğim aydınlığıma, en güvendiğim insanlar önüme geçti. "Sen bu mağarada yaşayacaksın, çıkmayacaksın dışarı," dediler. Işığı gövdeleriyle kapatarak, "Yok öyle bir parıltı, senin yerin burası," diye kükrediler. Hatta ışığa da kızdılar, "Neden heyecanlandırıyorsun bu köpeği," diye. Sustum. Sezdim kendimden çok başkaları adına yaşadığımı. HİZMET etmem gerekiyormuş meğer. HEZİMETim için çabaladığımı anlamamla son bulan hayalimi, HUZURum için hedef seçmeme sebep oldular. Tüm edebiyatım da aynen budur. Bilinsin isterim
Alıntı