Fakat üç konuda kendisiyle ilgili kaynaklar kesin yargıya ulaşamamıştır: Masonluk, Bektaşilik ve düşünce yapısı. Mason locasma kayıtlı, Bektaşi tekkesinin de müdavimiydi.355 Düşünce yapısı itibariyle; Enver gibi Islamcı bir çizgide olmadığı kesindi. Ancak, sonradan iddia edildiği
gibi oportünist değildi. Yani kişisel veya politik çıkarlar doğrultusunda ilkesiz davranan bir isim olmadı, islamalık çizgisinden uzak olduğu eleştirilerinin yanında Türkçülükle de ilgilenmediği bazı isimler tarafından iddia edilmiştir.
Talat, iyi bir Türk milliyetçisi olmasının yani Sira Osmanh Devleti’nin bir arada yaşamaya devam edebilmesi İçin Osmanlıcılık ilkesine saygıh bir isim olarak yaşadı.
Altay Tatarları, dünyadaki insan ve hayvanlara hastalıkları gönderen bir yeraltı ruhuna da inanırlar. Ölüleri kendi etrafına toplayan bu ürkütücü ruh, atletik vücutlu, dizlerine kadar inen sakalı, kömür siyahı gözlü olarak tarif edilen, "Erlikdir, ancak bu isim kullanılmaz, onun yerine "Kara nämä" (siyah şey) adı kullanılır. Erlik'in yer altı dünyasının denizlerinde küreksiz bir tekne ile gezdiği veya kara bir boğanın sırtında dolaştığı, yüzünün geriye baktığı anlatılır. Elinde kırbaç yerine, bir yılan veya yarım ay şeklinde bir balta vardır. Dokuz nehrin birleşip "Toibodym" isimli tek bir nehre dönüştüğü yer deki karanlık sarayı "Örgö” de yaşar. İnsanların gözyaşlarından oluşan bu nehrin üzerinde bir at kılı inceliğinde bir köprü vardır ve ölülerden biri bu köprüden kaçmaya kalkacak olsa, sendeleyip aşa ğıya düşer ve dalgalar onu yine ölüler ülkesinin kıyılarına atar. Toibodym ırmağında korkunç yaratıklar yaşar ve Erlik'in sarayını ko rurlar.
“Niçin ben hiçbir şey değilim?” diye sorar ve buna kandırıcı bir cevap bulup veremezdi. Kendisinin dünyaya bir iş için geldiğini müphem bir şekilde hissediyor, fakat bu işin ne olduğunu bilmiyor ve etrafında kendisine,
“Bu benim işim!” dedirtecek bir şey göremiyordu.
Yusuf bunları tahlil edecek seviyede olmamakla beraber, “yerini bulamama”nın azabını bütün teferruatıyla duymakta idi. Bu his herhangi bir işsizliğin verdiği can sıkıntısı veya endişeye benzemiyor, insanı gözle görülür bir şekilde eziyor ve yavaş yavaş, hayatta lüzumsuz olduğu kanaatini uyandırıyordu. Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak...
Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek...
Nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz , karışıl bir şekilde hissetmek.
Bu , uzun zaman dayanılır şeylerden değildi.