İnsanların birbirleri hakkında atıp tuttuklarını, arkasından ileri geri konuştuklarını bilirdim elbette. Ama bunların sanki dünyanın en iyi insanları kendileriymiş de dünyayı yargılamakla görevliymişler gibi herkesin arkasından atıp tutmaları dayanılmaz bir şeydi. Önlerine geleni kıskanır, kimseyi beğenmezlerdi. Herkesi az çok kötüleyecek kadar birtakım şeyler bilirlerdi.
Yalnızca tek bir insan türü varsa o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa,niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar?
Karanlık yayıladursun, sessizlik istediği kadar derinleşsin, siz yine görünmeyen ufuklardan duygulu tellerin akını duyarsınız. Ya bir kuştur uykuda öter, ya bir kirpidir hızla geçer ya da bir insan sesidir tatlı tatlı yükselir. Bütün bu hışırtıların en küçüğü bile, titreşen sessizliğin aşk kucağında, gündüzünkinden bambaşka ve yepyeni bir durulukta yankılanır.
Biz, talihsiz insanlar, her şeyi pek güzel hissederiz de anlatmayı bir türlü beceremeyiz. bu yüzden kendimizden utanç duyar, kendimize kızarız ve yaşam her yandan üstümüze üstümüze gelir; bizi boğar, nefes almaya çalışırız ama, hissedip de anlatamadığımız düşünceler buna meydan vermez.