Tarih boyunca faşist iktidarlar kandan, çatışmadan dem vurarak yarattıkları korku ütopyasıyla iktirdarlarını devam ettirmeye çalışmışlardır. Bu iktidarları çökertmenin en etkili yolu barış, özgürlük ve eşitlik taleplerini en cesur şekilde dinlendirmek olmuştur. Bu talepleri yerine getirip topluma yol gösterici olan kişiler bu iktidarların en doğal düşmanları olmaktadırlar. Bunlardan biri de kitabın yazarıdır. Siyasi bir kişilik olmasına rağmen hapis hayatı onu yazarak topluma birşeyler verme yoluna itmiştir. Yazdığı çarpıcı, gerçekçi bir o kadar da samimi hikayeleriyle umut dağıtmaya devam etmektedir. Öykülerini tanıyor , biliyoruz. Kahramanlarını ise gözlerimiz bir yerden ısırıyor.
Avukat bana ne diyordu? Kürek mahkûmiyet! Tabii , evet , ölmeyi bin kez tercih ederim! Kürek mahkûmiyeti yerine giyotin sehpasını, cehenem yerine hiçliği, boyunduruk yerine boynumu giyotin bıçağına teslim etmeyi yeğlerim! Kürek mahkûmiyeti, aman Tanrım!
Savaşın insan hayatını ve psikolojisini ne kadar olumsuz etkilediğine dair çarpıcı ve uç bir örnektir bu yapıt. Faşist akımların neden olduğu derin bir yarayı , satranç oyunu üzerinde anlatıyor yazar.