İnsan gerçekten doğru bir kıyas peşindeyse, imkanlarını insanların tümüyle aynı anda mukayese etmelidir. Bütün coğrafyaları ve tarihin tamamını hesaba katmalıdır. Böyle yaparsa refah, mutluluk, sağlık ve huzur bakımından yüzde birlik dilime girdiğini rahatlıkla görebilir.
Var olan imkanlarını değil de, elde edemediği olanakları zihninde öne çıkararak, kendini acınacak duruma düşürür insan. Yanlış mukayese edilmediği takdirde en çirkin bile güzeldir, en az bile çoktur, en yetersiz bile yeterlidir, en mutsuz sanılan bile mutludur.
İnsanı asıl üzen veya sevindiren, ona lezzet veya acı veren şey, yaptığı kıyaslardır. Her güzel, daha güzeline nazar edildiği zaman çirkin, her mutluluk daha büyüğüyle kıyaslandığı zaman mutsuzluk olur.
Konfüçyüs der ki, "Kimi mutluluğu yukarıda arar, kimi de aşağıda. Halbuki mutluluk insanla aynı hizadadır.”
Kıyasın faydası dokunacak bir yanı varsa, o da başkalarının kederleriyle olanıdır. İnsan, kendisiyle benzer acılar çekenlerin hallerine bakarak teselli bulur. Hüzünler, başkalarının hüznüyle kıyaslandıkça hafifler.
Bebeğinin ölümü sebebiyle aklını yitiren bir anne, Buda'ya gelir ve bu sarsıcı durumu atlatamadığını anlatır. Buda kadına köydeki evleri tek tek dolaşmasını ve ölümü tanımamış her evden bir hardal tohumu getirmesini ister. Kadın sabırla kapı kapı dolaşır ve her evden eli boş döner. Köyde ölümün dokunmadığı tek bir ev dahi olmadığını fark etmiş olur.
Tolstoy der ki, "İnsanoğlunun alışamayacağı koşul yoktur, hele de çevresindeki herkesin aynı koşullarda yaşadığını görüp duruyorsa ... "
Bir tespit de Dostoyevski'den: "İnsan her şeye alışabilen bir varlıktır ve onu en iyi anlatan tanım budur. "