Günümüz ‘serin’ ilişkiler çağıdır; kişi hiçbir şeyle her an kalkıp gidişini engelleyecek derecede ilgilenmemelidir. Fakat bu ilgillilik ‘donmuş’ veya ‘sabitlenmiş’ olduğunda; eşler her zaman sadece bu düzeyde yaşamakta ısrar ettiğinde nevrotik olduğunu ileri sürüyorum.
Avital Ronell, Nixon'ın milletin gözünün içine bakarak "bir noktayı iyice açıklayayım" deyip ardından yalan söylemeye koyulduğu ânı hatırlatıyor. "Açıklık" kisvesinde dolaşıma giren nedir? Açıklığın gelişi ilan edildiğinde belli bir eleştirel kuşkuyla yaklaşmamanın bedeli ne olacaktır? "Açıklık" protokollerini kim oluşturuyor ve bunlar kimin çıkarına hizmet ediyor? Her tür iletişimin gereği olarak dargörüşlü şeffaflık standartlarında ısrar ettiğimizde neyi imkânsız kılmış oluruz? "Şeffaflık neyi gizler?
Başka insanlar rüşvet verir, sıkıştırır, rica eder, uyku uyumaz, yalvarır, ısrar eder, yine de istediklerini elde edemezler. Sonra biri gelir, ne olduğunu anlayamadan, bir de bakarsınız, bir çok kişinin arzuladığı görevi ve mevkii ele geçirmiş..
Eğer tüm bu gerçeklere karşın hâlâ bir kişi “Muhammed Peygamber kendi aklıyla bunu bildi” derse; bu nasıl bir akıldır ki kimsenin bilemediğini biliyor fakat bunları kendi bildiğini kabul edeceğine, “Allah bana bildirdi” diye yalan söylüyor! Toplu iğneyi bulan bir kişi bile bu buluşuyla övünme eğilimindeyken, Muhammed Peygamber niye aklıyla övünmüyor da “Bu (Kuran) benden değildir, bu Allah’tandır” diyor. Tevazudan mı? Bir yandan Peygamber olduğunu söylerken inanılamayan, yalancılıkla itham edilen, böylece ahlaken düşük bir mertebede gösterilen kişiyi, tevazu sahibi diye mi yüceltecekler? Evet, inkar etmekte ısrar edenlere bir soru da biz soralım: “Siz neyi savunduğunuzun, ne dediğinizin farkında mısınız?”