Puan vermedi·144 syf.··
2026 80. kitabı
𝘿𝙐𝘼𝙔𝙄 𝙔𝙀𝙉𝙞𝘿𝙀𝙉 𝙆𝙀𝙎𝙁𝙀𝙏𝙈𝙀𝙆 Her bir kitabını severek okuduğum çok değerli yazarımızın yeni kitabınıda okumak nasip oldu. Neden çok seviyorum çünkü;​ okurlarına yukarıdan bakan, sürekli ne yapması gerektiğini söyleyen o didaktik üsluptan çok uzakta.Hoca gibi değil, bir yol arkadaşı gibi konuşuyor evet konuşuyor zira bütün kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da samimi ve sıcacık dili sohbet havasında. Üstelik nasihat dili yerine tefekkür dili kullanması hem ikna edici hem de kalben tastik edici. Anlatımı oldukça akıcı ve sade ama bir o kadar da derin. Cümlelerini kurarken kelimeleri özenle seçiyor, her satırda ruhu dinlendiren, sakinleştiren bir tılsım var sanki. Duayı sadece bir isteme eylemi olarak görmekten ziyade ,farklı pencerelerden tanımlıyor. ​Dua bir fıtrat, tedavi,direnç, adap, öğretmen, hikmet, istiğfar, imtihan, teselli, kurtuluş, ibadet gibi kavramlarla geniş yelpazede sunuyor... ​En güzel ve hoşuma giden bölüm ise, duanın kader ile olan ilişkisini ele alışı oldu diyebilirim. Duayı kaderle çatışan bir şey olarak değil, kaderin içindeki o gizli rahmeti keşfetmemizi sağlayan bir anahtar olarak anlatıyor. Dua etmeyi bir alışkanlık olmaktan çıkarıp bir bilinç haline getirmeyi hedefliyor. ​Sadece darda kaldığımızda kapısını çaldığımız bir acil servis değil diyor. Dua, sadece bir şeyler istemek de değil ki, kim olduğumuzu, acziyetimizi ve kime sığındığımızı fark etme süreci diyor. Yani aslında kendimizi keşfetme yolculuğu. ​Çok haklı, kitabı sadece okumayın, her bölümden sonra biraz durun ve o bölümü yaşayarak dua edin. Çünkü dua okunan değil, yaşanan bir hakikattir. ​Kütüphanenizin en görünen yerine koymak isteyeceğiniz, altını çize çize bitiremeyeceğiniz bir yol arkadaşı olacak nitelikte. Yaşama duayla yeniden tutunmak ister misiniz? ​
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202696 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 66. kitabı
​"İnsan en çok çaresiz kaldığında değil, dua etmediğinde yalnızdır." ​Bazen hayatın koşturmacasında, içimizdeki o bitmek bilmeyen fırtınalarda durup nefes alacak bir liman ararız. Mecit Ömür Öztürk, Dervişin Teselli Koleksiyonu serisinin 5. kitabı olan Duayı Yeniden Keşfetmek ile tam da bu noktada elimizden tutuyor. Bu kitap, duayı sadece bir şeyler istemek olarak değil, Yaradan ile kurulan en samimi bağ, ruhun en derin tesellisi olarak yeniden tanımlıyor. Kitapta duanın kabulünü hızlandıran manevi vakitlerden bahsedilirken, aslında duanın bir irade ve çaba işi olduğu da vurgulanıyor. Yani dua, sadece dille söylenen bir söz değil, kalbin bir eylemi, ruhun bir alışkanlığıdır. . ​Eğer ruhunuzun daraldığını hissediyor ve bir çıkış yolu arıyorsanız, gerçekleşen duaların ortak sırlarını keşfeden bu rehber kitap, başucunuzda olmayı hak ediyor. Unutmayın, dua öyle bir kapıdır ki ardında her arzunun bir karşılığı, her endişenin bir çözümü mutlaka vardır. Mecit Ömür Öztürk’ün 'Dervişin Teselli Koleksiyonu' serisini daha önce okudunuz mu? Serinin en sevdiğiniz kitabı hangisi oldu? . ruhunuzu dinlendirmek için başvurduğunuz en etkili yöntem nedir? Kitaplar mı, sessizlik mi, yoksa doğa mı?
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202696 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
bedenini anıt yapmak
7/10
·136 syf.··
2026 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 22:52
Açlık romanı ilk bakışta aşırı bir olay etrafında kurulmuş gibi görünür: sevdiği insanı kaybeden bir kadının onun bedenine yönelmesi. Fakat metin ilerledikçe bunun “olay” değil, aslında bir zihinsel çözülme biçimi olduğu ortaya çıkar. Romanı güçlü yapan şey de tam burada başlar; çünkü anlatı, gerçekliğin sınırlarını zorlayan bir eylemi değil, insan zihninin kayıp karşısında nasıl yeniden kurulduğunu izletir. Felsefi düzlemde romanın en önemli sorusu şudur: Bir insanı sevmek, onunla sınırların tamamen kalkmasını istemek midir? Ya da daha uç bir şekilde, sevgi dediğimiz şey aslında ayrılığı kabul edemeyen bir sahip olma arzusu mudur? Metindeki beden teması bu soruyu soyut bir yerden değil, çok somut bir yerden kurar. Çünkü beden, burada hem sevginin en yakın temsili hem de kaybın en geri dönülmez gerçeğidir. Kadın karakterin deneyimi, sevginin “koruyucu” değil, kontrol edilemeyen bir yoğunluk olduğunda neye dönüşebileceğini gösterir. Bu noktada roman, sevgi ile yıkım arasındaki çizginin aslında ne kadar ince olduğunu sorgular. Metnin dili ve anlatım biçimi de bu fikri destekler. Yazar duyguyu patlatan, dramatik bir üslup yerine neredeyse soğukkanlı, mesafeli bir anlatım tercih eder. Bu mesafe, okurun olaylara dışarıdan bakmasını kolaylaştırmaz; tam tersine, rahatsız edici olan şeyin “olağan” gibi sunulması nedeniyle daha derin bir etki yaratır. Burada edebi bir strateji vardır: Dehşet, bağırarak değil, sessizlikle kurulur. Bu da romanı basit bir şok hikayesinden çıkarıp psikolojik bir deneyime dönüştürür. Roman bittiğinde akılda kalan şey olayın kendisi değil, bir duygunun sınırıdır. İnsan ne kadar severse sevsin, bazı kayıpların “içeride kalma” biçimi vardır ve bu kalma hali, bazen gerçekliği bile dönüştürebilir..
1000Kitap
AçlıkChoi Jin-young · İthaki Yayınları · 2026416 okunma
Irvin YALOM /Bugünü Yaşama Arzusu
Puan vermedi·432 syf.··
2026 17. kitabı
Irvin YALOM /Bugünü Yaşama Arzusu (Schopenhauer un tedavisi) Kitabı derinlemesine anlamak için Arthur schopenhauer un felsefesini bilmek gerekir Pesimist felsefenin en önde gelen temsilcisidir Temel düşüncesi; dünyanın Özü akıl değildir(bu alman idealizmine bir karşı duruştur), kör doyumsuz bir iradedir Yani akıl öyle abartıldığı gibi matah bir şey değildir akıl ikincil bir araç ve bilinç düzeyini oluşturur kısaca akıl yaratan değil yorumlayan güçtür(şüphesiz ki haklı olduğu taraflar da var, örneğin kapitalist doyumsuz sisteme baktığımızda görüyoruz) İnsan, doğa ve tüm canlılık bu iradenin görünümüdür. • İrade sürekli isteme → isteme acı üretir. • Tatmin geçici, yeni isteme kalıcıdır.(Philips’in durumu) Artur schopenhauerın hayata bakışı şu şekildedir İnsan yaşamı acı ile can sıkıntısı arasında geçer İstemek acıyı Tatmin kısa süreli bir eylemi Tatminsizlik tekrar acıyı Tatmin sonrası da can sıkıntısını getirir (Philip’in kendini bulduğu nokta ) Bu yüzden mutluluk pozitif değil acının yokluğundan başka bir şey değildir Schopenhauer un en tartışmalı konusu aşk ve kadın konusudur Aşk bireysel mutluluk değil türün devamı için bir stratejidir. Aşk romantik bir duygu olarak değil türün devamını sağlayan bir mekanizmadır Yani altta yatan gerekçe üreme isteğidir insan aşık olduğunu sanır , Çekim bilinç dışı gelecek uygunluk hesabıdır Aşk —-> yoğun arzu Birleşme———> amaç gerçekleşir(üreme) Hayal kırıklığı Soğuma Çatışma ile sonlanır çünkü irade amacına ulaşmıştır Schopenhauer için kadın türün korunması annelik pratik zeka ve kısa vadeli düşünceler ile ilişkilidir Kadınlar estetik duyarlılık soyut düşünme uzun vadeli rasyonalite bakımından erkeklerden geridedir Kadınlar zihinsel ve bedensel olsun büyük işler için yaratılmamış olduklarını anlamak için görüntülerini bakmak
Bugünü Yaşama ArzusuIrvin D. Yalom · Kabalcı Yayınevi · 20054,850 okunma
8/10
·232 syf.··
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 18:00
Yaşamınızın nihai anlamına henüz erişmediğinizi, sizin için hayatı yaşamaya değer kılacak parıltılı günlerin sizi beklediğini düşünüyor musunuz? Kitabın ana karakteri, henüz 20'li yaşlarında genç bir subay olan Teğmen Drogo tam olarak bunu düşünüyor. Her gün aynı rutinin tekrarlandığı, rahatsız edici durumların dahi ona maruz kalarak geçmiş bir zaman diliminden sonra önemsizleştiği, içindeki herkesin hem bireysel hem de kolektif bir anlam yaratım sürecine mecbur kaldığı bir kale düşünün. Teğmen Drogo'nun ilk görev yeri işte bu izole edilmiş, kıpırtısız, uyuyan bir kale olan Bastiani Kalesi. Kale yaşamına henüz alışmadığı zamanlarda, ışıltılı şehir hayatını düşleyen, işlek caddelerin hayalini kuran Drogo, kalede mecburi olarak geçirdiği dört ayın sonunda oraya alışmaya başlar. Kale artık ilk zamanlarda olduğu kadar ölü ve anlamsız gelmemektedir gözüne. Kader belki de onu büyük bir görevi yerine getirmesi için buraya sürüklemiştir. Ayrıca bu kaleden ayrılmak istemek; subayların ve erlerin gözünde kendini zayıf gösterecektir. Gerçek bir asker gibi davranmalı ve durumunu kabullenmelidir. Nitekim öyle de yapar ve göz açıp kapayıncaya kadar kalede dört yılın geçtiğini fark eder. Şehre, evine dönen Drogo artık değişmiştir, adapte olamadığı, gerisinde kaldığı bir yaşamın içine fırlatılmış bulur kendini ve bir şekilde kendini yine kalede bulur. Kale, sınırda bulunan bir kale olduğu için Kuzey'den her an Tatarların saldırı yapabileceği umudunun bir sönüp bir alevlenmesini izleriz geçirdiği seneler boyunca. Drogo'nun bu döngüsü yaşamımızdaki hayallerin ve ideallerin de bir yanıp bir sönmesi gibidir. Geçip giden zamanı, elimizden alınan olasılıkların mezarlığı olarak görmektense geleceğin getireceği güzelliklerin ön hazırlığı olarak görmeye meylederiz. Bu incelemeyi, başka bir
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Vaktiyle bir Atsız varmış, varolsun!
10/10
·157 syf.··
2025 14. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2025 17:38
Atsız'ın cenazesinde imam helallik istemek için "Nasıl bilirdiniz?'' diye sorunca Fethi Gemuhluoğlu şu cevabı verir: "Hoca efendi! O musalla taşı, musalla taşı olalı böyle er kişi görmemiştir." Yazar ve şair Yavuz Bülent Bakiler ise: "Gemuhoğlu Atsız'ı çok iyi tanıyanlardandır. Karacaahmet Mezarlığı'na kadar yanımda ve kolumdaydı. Atsız'ı yol boyunca o anlattı; ben ağladım." demiştir. Atsız vefat edeli tam 50 yıl oldu. Fakat o musalla taşı hâlâ böyle bir er kişi görmedi. Hüseyin Nihal Atsız'ı ne kadar yâd etsek azdır. O dik duruşun, omurganın, tavizsizliğin ve ülkünün simgesiydi. Onun gösterdiği yolda, onun ektiği tohumlar bugün yeşermekte ve Türk Dünyası'na ışık tutmaktadır. Atsız bedeni ile bu dünyada, ruhu ile başka bir alemde yaşamıştır. Bu riyakâr dünyada Atsız’ı farklı kılan ise, eserlerindeki derinlik ve ifade kalitesinin daha da ötesinde, bir karakter abidesi olmasıdır. Eylemi ve söylemi birdir, nettir. Fikri sabittir. Atsız'ı diğer şairlerden ayıran nadir özelliklerden birisi de, "Ne olur sev" diye yalvaran ümitsiz şairlerimizin aksine, "mutlak seveceksin" diyerek bizlere cesaret vermesidir. Bir çırpıda okuğum "Yolların Sonu" şiir kitabıyla ilgili ise, söylenecek çok söz var ama zamanı değil! Varlığı ve kıymeti ile gönlümüzde ve kütüphanemizde en nadide yerini çoktan aldı bile... Unutmadan; "Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş, Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?" Varolsun... Hüseyin Nihâl Atsız Yolların Sonu
Yolların SonuHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 20218,8bin okunma