Johan Vilhelm Snellman
Kadın ve erkeğin soyun devamı için birleşmesi doğal bir dürtünün sonucudur ve sadece bu açıdan bakıldığında, tüm soyları ayakta tutan aynı doğa yasasına bağlı sayılmalıdır. Fiziksel olarak çaresiz olan çocuğun ortak bakımı için her iki eşi hâlâ bir arada tutan sevgi de hayvanlarda da bulunan doğal bir dürtüdür. Ancak tüm bunlar, doğallıkla aileyi olması gereken şey, yani ahlaki bir topluluk (sedligt samhälle) yapmaz. Çünkü doğa felsefesi açısından soy sürecine ne kadar büyük bir önem atfedilirse atfelsin, bu süreç, ahlaki eylemi birlikte oluşturan moralite (moralitet) ve legalite (legalitet) uğraklarının hiçbirini barındırmaz. Ailenin ahlaklılığı, yalnızca ebeveynlerin çocuklarını akıl ve ahlaka uygun olarak —ya da günlük dilde denildiği gibi, toplumun değerli vatandaşları olarak— yetiştirmek yönündeki sevgi dolu bağlılıklarında aranmalıdır. Çünkü bu sayede yetiştirici, bir yandan doğal arzudan ve keyfiyetten bağımsız, nesnel bir amaca sahip olur; diğer yandan bu nesnel bağdan özgürleşir, çünkü çocuklara duyulan doğal sevgi, onların tinsel gelişimi için sevgi dolu bir kaygıya dönüşerek soylulaşır ve bu bağın yüklediği sorumlulukları özgürce yerine getirir. Aynı şekilde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisi de itaatteki zorlama görünümünü ortadan kaldırır ve doğrudan bir duygu olarak ailenin özünü oluşturan ahlaklılığı onlara da yayar. Ailenin amacı devletin dışında aranmak istenseydi, aile ahlaki olmazdı. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere, devletin dışında hak ve haksızlık için hiçbir en yüksek norm, dolayısıyla hiçbir ahlaklılık yoktur; bu yüzden insani kültürün her ulusun geleneğinde ve bilgisinde sahip olduğu belirli form dışında, aileye de bireye de genel insani bir amaç atfedilemez. Aynı şekilde, birine sadece genel insani bir eğitim vermeyi istemek ne kadar
Felsefe
Bedenin bir eylemi nesnelleşmiş bir irade ediminden, yani algıya taşınan bir irade ediminden başka bir şey değildir.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Otorite Üzerine
Son zamanlarda, bazı sosyalistler, otorite ilkesi dedikleri şeye karşı tam bir haçlı seferi başlattı. Herhangi bir eylemi mahküm etmek için yapmaları gereken tek şey, onun otoriter olduğunu söylemek. Bu hızlı yargılama yöntemi öylesine kötüye kullanılıyor ki, konuyu biraz daha yakından incelemek gerekiyor. Otorite, sözcüğün burada kullanılan anlamıyla, bir başkasının iradesinin bizimkine üstün kılınmasını anlatıyor; diğer yandan, otorite, tabi kılmayı şart koşuyor. Bu deyimler kulağa hoş gelmediğinden ve ifade ettikleri ilişki, tabi kılınan taraf için tatsız olduğundan, bundan kurtulmanın bir yolunun bulunup bulunmadığı; bugünkü toplumsal ilişkiler içinde, otoritenin anlamsızlaşacağı ve bu yüzden ortadan kalkmak zorunda kalacağı farklı bir toplumsal durumun hayata geçirilip geçirilemeyeceği sorusuyla karşı karşıyayız. Bugünkü burjuva toplumunun temelini oluşturan iktisadi (sınai ve tarımsal) ilişkileri inceldiğimizde, bu ilişkilerin, yalıtık faaliyetlerin yerine, giderek artan ölçülerde, bireylerin birleşik faaliyetlerini koyma eğilimine sahip olduğunu görüyoruz. Yalıtık üreticilerin küçük atölyelerinin yerine, yüzlerce işçinin buharla işletilen karmaşık makineleri kontrol ettiği büyük fabrikalarıyla ve atölyeleriyle modern sanayi geçti; büyük karayollarındaki atlı yük ve yolcu arabalarının yerini demiryolu trenleri, kürekli ve yelkenli küçük teknelerin yerini buharlı gemiler aldı. Makineler ile buhar, küçük mülk sahiplerinin yerine, yavaş ama kararlı bir şekilde, ücretli emekçilerin yardımıyla büyük toprak parçalarını ekip biçen büyük kapitalistleri koyarak, tarımı bile giderek kendi egemenlikleri altına alıyor. Birleşik faaliyetler, birbirlerine bağımlı olan süreçlerin karmaşıklaşması, her yerde, bireylerin bağımsız faaliyetlerinin yerini alıyor. Ama Birleşik
İki eylem ölüme neden olan sebeplerin nasıl şekillendiğini açıklar: İSTEMEK ve YAPABİLMEK. İnsani faaliyetin bu iki eylemi arasında aklını kullananların yararlandığı ve mutluluğumu, uzun yaşamımı borçlu olduğum üçüncü yol vardır. İstemek içimizi kavurur ve yapabilmek bizi mahveder; ama BİLMEK zayıf organizmamızı sürekli bir dinginlik içinde tutar.
"Arzu başlatır .Haz sürdürür." İstemek ve beğenmek davranışın iki itici gücüdür. Eşek sizde Arzu uyandırmıyorsa onu yapmanız için hiçbir neden yoktur. Arzu ve istek bir davranışı başlatan şeylerdir. Ama bir şey keyifli değilse onu tekrarlamak için bir nedeniniz olmaz Haz ve tatmin davranışı sürdüren şeylerdir .Motive hissetmek sizi eyleme geçirir .Başarılı hissetmek ise o eylemi tekrarlamanızı sağlar
Sayfa 284·Kitabı okudu
Hislerimiz davranışımızı, davranışımız hislerimizi etkiler. Arzu başlatır. Haz sürdürür. İstemek ve beğenmek davranışın iki itici gücüdür. Bir şey sizde arzu uyandırmıyorsa onu yapmanız için hiçbir neden yoktur. Arzu ve istek bir davranışı başlatan şeylerdir. Ama bir şey keyifli değilse onu tekrarlamak için bir nedeniniz olmaz. Haz ve tatmin, davranışı sürdüren şeylerdir. Motive hissetmek sizi eyleme geçirir. Başarılı hissetmek ise o eylemi tekrarlamanızı sağlar.
Sayfa 284
Kitap Alıntısı