Merhabalardan bir demet. =)
O sıkça rastladığım kafalardaki Mehmet Akif Ersoy ile okuduğum Mehmet Akif Ersoy'un arasında dağlar var...
Sözü uzatmadan virgülü virgüle ataçlamadan konuya dikey dalış yapacağım.
Hoş geldiniz. =)
İlk olarak 2. Abdülhamit'e yazdığı şiiri sunmak isterim:
YILDIZ'DAKİ BAYKUŞ
"Çoktan beridir vardı benim bir derdim:
Gideyim, zalimi ikaz edeyim, isterdim.
O, bizim câmi uzaktır, gelemez, mani' ne?
Giderim ben, diyerek, vardım onun cami'ine.
Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid,
Koca Şevketli! Hakikat bunu etmezdim ümid."
Belki kırk elli bin askerle sanılmış Yıldız;
O silahşörler, o al fesli herifler sayısız.
Neye mâl olmada seyret, herifin bir namazı:
Sâde altmış bin adam kaldı namazsız en azı! Gördüğüm maskaralık gitti de artık zoruma,
Dedim ki: "Bunca zamandır nedir bu gizlenmek? Biraz da meydana çıksan da hasbihål etsek.
Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören; ne eden; Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden.
Değil mi saklanıyorsu, demek ki: Korkudasın;
Ya çünkü korkan adamlar, gerek ki saklansın.
Değil mi korkudasın var kabâhatin mutlak!"
NOT: Birçok tarihçi şunda hemfikirdir Mehmet Akif Ersoy, hayatının sonuna kadar pişman olduğunu dile getiren bir beyanı olmamış, hatta 1926'da Safahat adlı bir kitabının yeni baskısında bu şiire yer vermiştir.
Bir diğeri... İstibdâd şiirinden:
Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,
"Bu bir câni!" dedin sürdün, ya mahkum eylendin hapse.
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdana, her hisse,