«- Bütün zaman ve mekânın Peygamberi, zaman ölçüsüyle sonuncuyken, O'nun her şeyden ve herkesten evvel nebîlikle sıfatlandırılmış olması, takdir bakımındandır; icap bakımından değil... Zira, kimse dünyaya gelmedikçe mahlûk ve mevcut olmaz. Böyleyken, O, Allah'ın takdirinde bütün Peygamberlerin başı, vücuttaysa sonudur. Nasıl ki, saray bina etmek isteyen mimar, yapıyı daha evvel kafasında çizgilendirir ve sonra onu dilediğı vakit dış âleme ve maddeye aksettirir. Allah'ın Sevgilisine ait nebîlik kıdemi de böyledir ve takdir yönündendir.»
Cicero, bu sanatın uygulama ilkelerini kısa ama etkili bir ifadeyle tarif etmişti: “Bellek becerisini eğitmek isteyen kişiler, kimi yerler belirlemeli ve hatırlamak istedikleri şeylerin görüntülerini zi hinlerinde canlandırarak, onları belirledikleri yerlerde depolamaklar dır. Böylece bu yerlerin düzeni, hatırlanmak istenen şeylerin de düzenini muhafaza edecektir.” Buna göre, “bellek sanatı” “mekânsal bir yöntem” olarak tarif edilmiştir. Buradaki mekân ev, kemer, köşe, sütun ya da sütunlar arasındaki yerler gibi kolayca hatırlanabilir yerler olmalıdır.
Yassıada mahkûmlarını siyasî hakları verilmekle şüphesiz Türkiye'nin bütün meseleleri çözümlenip yurt bir güllük gülistanlık olacak değildir. Fakat milyonlarca insanın içindeki düğümün çözülmesi az şey midir? Türkiye bu kanunla, Kıbrıs konusunda olduğu gibi tam bir millî birlik manzarası gösterecekken solcuların kış-kırtması ile bu birlik sağlanamayacaktır. Onlar bir numa-ralı vatan haini ve Moskof uşağı Nâzım Hikmet'in affi için didinirken kendilerini haklı görüyorlardı. Sıra Celâl Bayar'a gelince kıyameti kopardılar. Neden? Bayar Anayasa'yı çiğnemişmiş.
Anayasa çiğnemek suçtur. Fakat bu suç mahkeme kararıyla tescil olunsa bile nihayet bir suçtur ve hiçbir zaman vatanını yabancı bir devlete bağlamak isteyen İslav tohumu Nâzım Hikmetof Verzanski'nin suçu gibi vatan ihaneti değildir. Türk devlet başkanlarından siyasî görüşte ve geleceği kavramakta yanılanlar olmuş, fakat şimdiye kadar vatan haini çıkmamıştır.
Gözlem, 22 Mayıs 1969
İbn Kayyım rahimehullalı diyor ki: "Sultanın gözündeki kıymetini öğrenmek isteyen vali, sultanın kendisini neyle görevlendirdiğine ve neyle meşgul ettiğine baksın:'
Kendi olarak,sana gelen
Sana gereksinimi olmadan,seni isteyen
Sensiz de olabilecekken,senin ile olmayı seçen
Kendi olmasını,senin ile olmaya bağlayan
O,işte...