(Hakkın kendisi için kendinde zuhûru) ve isticlâ (Hakkın kendi kemâllerini başkasında izhârı)nın kemâlinin gerçekleşmesidirÇünkü celâ ve isticlânin kemâli, âlemin ve Allah’ın bizzat maksadı olan insân-ı kâmilin yaratılmasının sebebidir; insân-ı kâmilin dışındakiler ise tabilik yoluyla ve kendisinden dolayı Allah’ın maksatlarıdır.Diğer varlıkların değil de, sadece İnsân-ı kâmilin doğrudan irade edilmiş olmasının sebebi onun Hak için tam bir tecellîgâh olmasıdır.
Âdem tecelliyât-ı esmâiyyenin cümlesini kabûle müstaiddir; ve âlem-i taayyünâtta, onun taayyünü gibi ekmel ve akbel bir taayyün yoktur; ve mazhar-ı Âdem’de müteayyin olan ancak Hak olduğundan, Hak Teâlâ kendi zâtını mir’ât-ı Âdem’de kemâliyle müşâhede buyurur. Binâenaleyh Âdem bilcümle merâtibi câmi’dir. Bu sûrette kemâl-i celâ ve isticlâ Âdem’in vücûduyla hâsıl olmuş olur.
Bidayet nokta-i Nûr-i Muhammed mebde-i ûlâ,
O nûrun aksidir âlemle âdem «alleme’l-esmâ».
İzâfât-ı merâtibden O mücmel buldu çün tafsil,
İnâyet bahri cûş etti Vedûd sırrı ile sertâ.
Bu imkânı Hudâ îcâd edip Rahmân-ı mutlakla,
Rahim ile havası zâtına kıldı muzâf Mevlâ.
Füyûzu bast edip mahmûd-i zât elhamdü lillâhi,
Umûmun Rabbı Rabbi’l-alemîn sırriyle isticlâ.
Taalluk eyledi Rahman Rahim nûr-ı sıfatından,
Bütün ervahı ecsâm kisvetiyle eyledi iksâ.
Hakikat cân ü Mahmûd ü Muhammeddir ki, nûr-i zât,
Sıfâtı Rahmeien lil’âlemîn bahriyle istîlâ.
Ki evvel âhir u zâhir u bâtın mâlikü’d-dîndir,
Mücâzât ü mükâfatı eder Rûz-i Ceza icrâ.
Rubûbiyyet tecellîsinde kâmil abd-i hâs eyle,
Ki sırr-ı istiâniyle ola ahvâlimiz merzâ.
Ne kim var oldu ervâhda ne kim var oldu eşbâhda,
Anın takdir u tedbîr u kazâsiyle olur imza
Sırâta’l-müstakîm üzre bizi ehl-i hidâyet kıl,
Nice kıldın ezellerden hidâyet nurunu i'tâ.
Hak kendisine isimlik(Kadir, Alim gibi) ve vasıflık(Kudret, ilim gibi) anlamında izafe edilen diğer tümel ve tikel hakikatlerin taayyünlerinin ardından zuhurun kemalini talep eder.
Kemâl-i celâ, Hakk'ın rûh, misâl ve his mertebelerinin hüküm ve eserleriyle çeşitli varlık mertebeleri ve aynalarda zuhûrudur.
Kemâl-i isticlâ ise, Hakk'ın bu mertebelerde kendini müşâhedesidir. Yâni cem-i ahadiyyet makâmında kendini kendi ile gördüğü gibi tafsil ve kesret mertebelerinde de kendini gayr ile ken dinde, yahud kendi gayrında ve yâhud gayrı ile gayrında görmesidir.