"Masum insanları eziyet ederek öldürürsen buna öbür dünyaya göç diyebilir misin? Diyemezsin... Bu bir cinayettir."
Bugün size kalbimi çok sarsan, okurken göğsüme bir taş gibi oturan bir romandan bahsetmek istiyorum: Sema Soykan’dan "Adsız".
Kitap, 12 yıl sonra ülkesine dönen Neri’nin (Neriman) geçmişin izlerini sürmesiyle başlıyor. Bir antika dükkanında, bir küpün içinde saklı kalan Çerkezce, Osmanlıca ve Türkçe mektuplar... O mektupları okumaya başladığınızda ise zaman duruyor ve kendinizi 1864 Kafkasya Sürgünü’nün, yani tarihin ilk planlı soykırımlarından birinin tam ortasında buluyorsunuz.
Neri’nin büyükannesi Jamset’in özenle sakladığı o yazılarda göçün, acının, Jamset, Jankas ve Elbruz arasındaki o gölgeye sığınan aşkın öyküsü var. Okurken beni en çok ağlatan ve boğazımı düğümleyen şey, Karadeniz’in bir "toplu mezara" dönüşmesi oldu. Gemilerde salgın hastalıktan ölenlerin denize atılması, kaptanların rotalarını denize atılan cesetleri takip ederek bulması ve Çerkeslerin bu yas yüzünden yıllarca balık yememesi... O kadar derin bir acı ki, etkisinden çıkmak imkansız.
Roman sadece geçmişi değil; Neri’nin gözünden günümüz Türkiye’sindeki toplumsal olayları, göçmen sorunlarını ve acıları da incelikle işliyor. Neri ve Aras’ın hikayesiyle birlikte aşkı, vicdanı ve adaleti sorguluyoruz. Yazarın da dediği gibi, bu kitap savaşa, göçe rağmen özgürlüğün, sevginin ve vefanın değerini bilen cesur yüreklere ithaf edilmiş.
Kesinlikle okunmalı, unutturulmamalı.