…İnsanların en üstün saydığı şeyler şu üç başlıkta özetlenebilir: Servet, itibar ve duyusal haz. Zihin bu üçü ile öylesine çelinmiş durumdadır ki, başka herhangi bir iyiyi düşünmekten bütünüyle acizdir.
Duyusal hazda, zihin sanki iyi bir şeye kendini kaptırmışçasına takılmış görünmektedir buna; öyle ki, başka herhangi bir şey düşünmekten tümüyle alıkonmuştur. Gelgelelim, bu hazza erişildikten sonra, şayet zihni tamamen ketlemiyorsa, afallatan ve zayıflatan yoğun bir buhran baş gösterir.
Servet ve itibar arayisi da zihni gene bir bu kadar işgal eder, özellikle de servet başlı başına bir amaç haline geldiğinde böyledir bu çünkü bu durumda istisnasız biçimde en yüksek iyi addedilir. Zihin, itibara bundan bile daha fazla saplanır, çünkü itibar daima kendinde iyi addedilir ve her şeyin yöneldiği nihai amaç olarak görülür.
O halde, bu iki durumda da, duygusal hazda rastlanana benzer bir pişmanlık söz konusu değildir. Daha çok servet ve itibara sahip oldukça daha çok haz alırız, dolayısıyla ikisini de artırma isteğiniz giderek daha çok kamçılanır. Ama eğer bu yöndeki ümitlerimiz boşa çıkacak olursa, arkasından gene yoğun bir buhran baş gösterir. Nihayet itibarın bir büyük sakıncası da, ona ulaşmak için, yığınların sakındığı şeylerden sakınıp, peşine düştüğü şeylerin peşine düşmek suretiyle diğer insanlara uyacak şekilde hayatımızı sürdürmemizi şart koşmasıdır.
Giysi bizimle hiçlik arasına girer. Vücudunuza bir aynada bakın:Ölümlü olduğunuzu anlayacaksınız. Parmaklarınızı kaburga kemiklerinizin üzerinde bir mandoline dokunur gibi gezdirin: Mezara ne kadar yakın olduğunuzu göreceksiniz. Giyimli olduğumuz içindir ki ölümsüzlükle böbürleniriz: Bir kravat takıldığında nasıl ölünebilir? Giyinip süslenen ceset kendini iyi tanımamaktadır ve ebediyeti hayal ederek bunun yanılsamasını sahiplenmektedir. Et iskeleti örter, giysi eti örter: Tabiatın ve insanın ince kaçamakları. içgüdüsel ve itibari aldatmacalar: Bir beyefendi çamurdan ve tozdan yoğrulmuş olamazdı... İtibar, saygıdeğerlik, kibarlık - çaresizlik karşısında bir sürü kaçış yolu. Bir şapka taktığınızda, ana karnında günler geçirdiğiniz ya da solucanların yağlarınızı tıka basa yiyecekleri kimin aklına gelir?
…önde gelen eşrafı vardı. Sofraya mis gibi yemekler konup da "Buyurun" denilince ilgi ve ikramı gören hoca kürkünün bir ucunu yemeğe uzatıp:
"Ye kürküm, ye!" dedi. Yanındakiler:
"Behey hocam. Hiç elbise yemek yer mi?" diye gülerek sordular. Hoca:
"Anlaşılan, ikram kürke; o halde kürk yesin... Şimdiki zamanda rağbet zenginedir, fukaraya değil." diye cevap verdi. Yemektekiler ne olduğunu tam anlayamamışlardı; boş boş birbirlerine bakıp yemeğe devam ettiler.
Neden sonra, yemektekilerden birisi hocaya, "Hocam, itibar kendini büyük gösterene, kibirlenenedir dersiniz. Ama sizin kıyafetiniz de çok şatafatlı” deyince hoca şöyle cevapladı:
"Efendi, Rasulüllah Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, 'Mütevazı kimseleri görünce siz de onlara karşı müte- vazı olunuz. Kibirli kimseleri görünce siz de onlara karşı ki- birli olunuz. Çünkü bu onları küçültür ve onlar için zillet olur. Bundan dolayı size de sadaka (sevabı) vardır.' buyurmuş. Zenginlerle sohbet ederken aziz, fakirlerle sohbet ederken zelil davranmalı..."