Bay Hay'ın Araplar için kullandığı sözleri kendisine aittir ve olduğu gibi veriyoruz; "Kürtler ve Araplar birbirlerini hiç sevmezler. Araplar, temel olarak dönek yaradılışlıdırlar, bazen enerjik, bazen tembel, tutarsız ve güvenilmezdirler. Ancak son derece neşeli, konuşkan ve esprilidirler. Temizlik ve ahlaki konularda hayvanlardan biraz daha iyiler. Tutarlı, çalışkan ve dürüst olan Kürtler, onları ikinci sınıf varlık, geveze maymun veya pis ve istenmediği yere yüzsüzce gidebilen utanmaz bir "sansculotte"(donsuz) olarak görüyorlar. Gerçi bu sıfatlar sıradan Araplar için kullanılıyor. Bir Arap şeyhi, aile büyüklerine duyulan saygıdan ötürü, (Kürtler arasında) en üst düzeyde saygı ile karşılanır. Örneğin, henüz genç olan, hiçbir yeteneği ve özelliği olmayan "Tay" (Arap) aşiretinin şefi Şeyh Hanaş'a, "Dizai" (Kürt) aşiretinin en büyük şefine gösterilenden daha fazla itibar gösterilir. Her Kürt ağası Arap soyuyla övünür, kendi ailesi ile, Peygamber veya onun akrabaları arasında bağ kurmaya çalışır.
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Doğru Söz Kimseye Te'sir Etmiyor
Arif olsam ilm-i hikmet söylesem Doğru söz kimseye tesir etmiyor Yalan, düzen şöhret bulmuş cihanda Fıskı-fücur kalbimizden gitmiyor Kibir, gurur bize olmuş müptela Şeytan bizi takip etmekte hâlâ Doğru söyleyene derler budala Akıl mağlup cahile güç yetmiyor Softalar Hakk için ibadet kılmaz Doğruluk cahilin işine gelmez Zamana uymayan itibar bulmaz Kitap, sünnet asla fayda etmiyor Bir kimse Hakk için vermez selamı Memur ürüşvetsiz249 tutmaz kâlemi Yum gözünü sükût geçir âlemi Kul Fakir’im senin aklın yetmiyor
Softalar Hakk için ibadet kılmaz Doğruluk cahilin işine gelmez Zamana uymayan itibar bulmaz Kitap, sünnet asla fayda etmiyor
- EN ÜSTÜN EL TESİRİ
Kabz: El almak. Tutmak. Kavramak. Almak. Tahsil etmek. Teslim almak. Amelde zorluk çekmek. Kuşun süratle uçması. Mülk... Kabza: El, pençe. Sap. Kılıç gibi şeylerin tutacak yeri. Bir tutam, bir avuç şey. Kışr: Kabuk. Dış taraf. Libâs... Libâs: El-bise. Karı ve koca. İçtima. Şübhe kabul eden söz... Libse: Elbise giyme... Libs: Kâbe'ye örtülen örtü. Tırs: Kâğıt, sahife... Tirâse: Kalkanlar. Müşâhede: Muayene, kontrol... Müşâhede: Seyretmek. Seyrederek anlamak. Gözle görmek... Müşâhed: Görülen, görülmüş. Müşâhede olunan, müşâhede olunmuş... Müşâhedat: (Müşahede'nin çoğulu). Keşifle seyredilenler. Mücerret his ile ka-tiyyetle hüküm ve tasdik olunan kaziyeler... Müşâhid: Gören, tetkik eden. Müşâhât: Bir şeye benzemek... Müşâhhat: Kavga etmek, çekişmek. Nekîb: Müfettiş, kontrolcu. Kâhya. Kefil. Halkın iyisi... Nekîbe: Nefsi mübarek... Nekîb: Deve, at ve eşek ayaklarının dairesi. Nekeb: Hastanın iyileşmesi. Devenin omuzlarında olan bir hastalık... Nekb: Musibet ve kedere uğrama... Nekb: Meyletmek, eğilmek, vazgeçmek, hakdan dönmek... Nekba: Firtina,, Nokbe: Siddet, meşakkat. Bir şeyin kesilmesiyle olan cerehat... Nekbet: Talihsizlik, şanssızlık, bahtsız hk. Mûsibet, felåket. Düşkünlük. Nakib: En eski derviş veya dede. Müfettiş, Halkın hayırlısı. Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Vekil... Nakibe: Akil. Nefs. İnsan ruhu. Nâkıbe: Kişinin yan tarafından çıkan çıban... Nakbâ: Tabanı aşınmış deve... Nakb: Delmek, delik açmak. Girmek. Dağ içindeki yol. Nakh: Teftiş etmek, kontrol etmek... Nakh: Başı dimağından yarmak... Nakf: Bakış, nazar. Başı dimağından yarmak... Sema': Baş yarmak. Sakalı boyamak. Yağlı yemek yedirmek. Nikabe: Kâhyalık, ululuk... Nikab: Yüz örtüsü, peçe. Perde... Nikabet: Rüzgârın ters yönlerden esmesi. Sedg: Baş yarığı. Baş yarma... Sedk:
Sayfa 327 - Ağustos 1994, Vâridât: En Üstün El
Lügat
Bir İslam büyüğünün dediği gibi, "Bir insanın amelleri şeriata uygun değilse, onu uçarken bile görseniz itibar etmeyiniz." -İmamı Rabbani (رحمه الله).