Tiyatro okumayı sevenler için, kolayca okunacak, akıcı ve güzel bölümleri olan bir kitap.
Tek perdelik birkaç oyunun yanında, iki tane dört perdelik uzun oyun içeriyor. Oyunlarda; asil, zengin Rus ailelerinin hayatlarındaki karmaşa, huzursuzluk ve mutsuzlukları; yoksul Ruslar’ın hayatlarındaki sıkıntılar ve tamamının ahlaki çarpıklıkları, karakter problemleri; bazı oyunlarda alaya alınarak, bazılarında ise dramatik bir şekilde anlatılıyor.
Ben en çok “İvanov” başlıklı oyunu sevdiysem de kitaba adını veren meşhur “Vanya Dayı” da çok hoşuma gitti.
Akıcı, hızlıca okunan bir eser.
Bence Anton Çehov okunması gereken bir yazar.
”En iyi ve en güçlü olanlar kazanıyordu ve bu en iyiler korkunçtu.”(s.20)
Bulgakov’la kurduğum bağ her kitapta biraz daha derinleşiyor, her kitabında başka bir yüzünü gösteriyor. Genç Bir Doktorun Anıları’nda insanın iç sıkıntısını, Köpek Kalbi’nde sert bir hicvi, Usta ve Margarita’da ise sınırları zorlayan o büyülü dünyayı keyifle okumuştum. Şimdi ise Ölümcül Yumurtalar’da, bilimin temas ettiği o ince karanlık çizgide dolaşıyor, bir keşfin nasıl felakete dönüşebileceğini konu ediniyor.
Profesör Persikov Moskova’da laboratuvarında sürdürdüğü sıradan deneyler sırasında tesadüfen sıra dışı bir keşifle karşılaşıyor. Bilime olan bağlılığıyla bu keşfi anlamaya çalışırken, asistanı İvanov ile birlikte ışını daha büyük ölçekte kullanmanın yollarını arıyor Ancak bu keşif bilim dünyasının değil, basının ve devletin de ilgisini çekiyor; olaylar laboratuvarın sınırlarını aşarak kontrol edilmesi zor bir sürece doğru ilerliyor. küçük bir deney gibi başlayan şey, giderek daha büyük ve belirsiz sonuçlara doğru evriliyor.
Bulgakov yalnızca bir bilimkurgu hikâyesi anlatmıyor, insanın kontrol etme arzusunun sınırlarını da sorguluyor, bilgiyle güç arasındaki o tehlikeli yakınlığı hissettiriyor. Bilimin masum görünen yüzü yanlış ellerde nasıl hızla karanlığa dönüşebiliyor onu gösteriyor.Bilim distopya ve ince bir hiciv sevenlerin özellikle ilgisini çekecektir.
Herkese keyifli okumalar.
Dostoyevski'nin Ecinniler (Rusça: Besı) romanının adı, yazarın toplumdaki yıkıcı fikirleri ve bu fikirlerin insan ruhu üzerindeki etkisini bir tür "ele geçirilmişlik" olarak görmesinden kaynaklanır. İsmin seçilmesindeki temel nedenler şunlardır:
İncil Göndermesi: Romanın girişinde, Luka İncili'nden (8:32-36) bir bölüme yer verilir. Bu pasajda, İsa'nın bir adamın içinden çıkardığı kötü ruhların (cinlerin) bir domuz sürüsüne girmesi ve sürünün uçurumdan aşağı yuvarlanarak boğulması anlatılır.
İdeolojik Bir Metafor: Dostoyevski, 19. yüzyıl Rusya'sında yayılan nihilizm, ateizm ve sosyalizm gibi Batı kökenli fikirleri Rus halkının ruhuna girmiş "cinler" veya "kötü ruhlar" olarak nitelendirir. Ona göre bu fikirler, tıpkı İncil'deki domuz sürüsü gibi, Rus toplumunu felakete ve kendi kendini yok etmeye sürüklemektedir.
Neçayev Olayı: Roman, 1869 yılında nihilist öğrenci lideri Sergey Neçayev'in, örgütten ayrılmak isteyen İvan İvanov adlı bir öğrenciyi diğer üyelerle birlikte öldürmesi olayından esinlenmiştir. Dostoyevski, cinayete karışan bu gençleri, sapkın bir düşünce sistemi tarafından ele geçirilmiş ve akıl sağlıklarını yitirmiş figürler olarak tasvir eder.
Dostoyevski okumalarım neredeyse bitti. En büyük eserlerinin sonuncusunu da okudum. Romanları arasında kült olmuş Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz, Budala ve Karamazov Kardeşler eserleri arasında bir de Cinler vardır. Bunların hepsini okudum. En beğendiğim romanı Karamazov Kardeşler ve Budala oldu sanırım. Cinler okurken (dinlerken) sıkıldım. Çok uzun ve sıkıcı. Ama derinine inilirse çok entelektüel ve fikri tartışmalara değinisi nedeniyle ufuk açıcı…
Cinler (1871–1872) romanında, 1869 yılında Rusya’da gerçekleşen İvanov cinayetinden (lvanov adlı bir öğrenci, Moskova'da Neçayev'in siyasi çevresine mensup kişilerce katledimişti.) ilham alarak, devrimci ve nihilist fikirlerin Rus aydını üzerindeki yıkıcı etkilerini işler. Daha önsözde McCarty, Cinler’in; "fikirlerin ve kuramların, insanı ele geçiren yıkıcı birer güce, yani bir tür ‘cin’e dönüşmesini ve bu durumun toplumsal düzlemde yarattığı kaosu ele alan sarsıcı bir eser" olduğunu söyler. Ayrıca 1840'lı yılların "zararsız" ve Batıcı idealizminin, 1860'lı yılların kanlı nihilizmine nasıl zemin hazırladığını hüzünlü bir hicivle ortaya koyduğunu söyler.
Dostoyevski, 1849'da "bir düşünce çevresine katıldığı için" (Çar I. Nikola yönetimine karşı faaliyetleri) tutuklanmış, idama mahkum edilmiş ve son anda affedilip, Sibirya’da kürek cezasına (ağır çalışma) çarptırılmıştı. Bu kürek cezasında yaşadıkları, orada tanıdığı mahkumlar ve hikayeleri, onun eserlerini beslediği gibi; suç, vicdan, inanç, acı ve insan ruhunun karanlık yanlarına bakışını derinden biçimlendirmiştir. Bu deneyimlerinin aktarıldığı temel eseri Suç ve Ceza'yı Cinler'in habercisi olarak görülür. Cinler'de bu mahkumiyet dönemine dair deneyimleri dolaysız biçimde yer almasa da aralara serpiştirilmiş; suç, ceza, insanın karanlık yanları dolaylı biçimde
Çehov'un tüm hikaye ve oyunlarını içeren seriyi okuyorum. Bu kitaptaki en iyi oyun, İvanov isimli oyun. Diğerleri de okunur ama "çerezlik" diyelim. Çehov ne yazsa okunur zaten.
Asistan doktor olarak çalıştığı hastanede bir hastaya yanlış teşhis konulduğunu fark eder ve bu hastayı ameliyattan kurtarır sonrasında hastanın oğluyla arasında bir çekim hisseder fakat uzak durmayı tercih eder. Arkadaşının düğünü için gittiği tatilde bindiği uçakta Maksim Ivanov ile karşılaşır.
Kitabın yarısından fazlasını okudum ve dayanamadım bıraktım kitap çok güzel başladı kadın karakterin yaptığı olaya girişi her şey güzeldi fakat sonrasında o kadar mantık hataları var ki bana göre uçakta ekonomi kısmında olacakken biletleri yükseltilip vip kısmına geçiyorlar. Sonrasında otelde yine odaları değişiyor ve suite yerleşiyorlar bunu hiçbir şekilde sorgusunu okumadım bence bunu okumalıydık. Ve yapılan evlilik o kadar saçmaydı ki kız kendinde değil ertesi günü bir bakıyor evli nasıl olabilir hangi mantıkla Ya tamam evet mafya kitabı evet mafya her şeyi kılıfına uydurur ama bu değil bu kadar uçuk olmamalı bence bazı şeyler o yüzden hiç sevdiğim bir kitap olmadı.