"Türk milletini derinden sarsan olay, İzmir'e Yunan çıkartması olmuştur ve Mustafa Kemal bütün gücünü, bu saldırının ardından memlekette uyanan millî ayaklanmaya borçludur." "Bütün gücü," kısmı abartı olmuş. Tüm gücünü bu ayaklanmaya borçlu değildir. Fakat hakikaten Yunanın İzmir'e çıkması, özellikle Ege ve Marmara'daki Türkleri büyük ölçüde ayaklandırıyor. İngilizlerin en büyük hatası da budur zaten. Tabiri caizse damarımıza basmışlar. Direnişi başka bir seviyeye çıkartmıştır İzmir'in işgali. İşgalde katliama kurban giden ata ve ataanalarımızı da rahmet ve minnetle anmış olalım böylece.
Sayfa 15 - Yayınevi: Kronik Kitap·Kitabı okudu
Atatürk
Toplantılardan çıkan sonuçlara göre, Ege ve bölgesinde durum çok tehlikelidir. Yalnız Ayvalık kasabasında 35 bin, Urla yarımadasında 75 bin, Edremit’ten İzmir Karşıyaka’sına kadar uzanan kıyıda 100 bin Rum vardır. İzmir’in içinde 190 bin Rum bulunmaktadır. Bunlar, adalardaki Yunan kolordularına bağlanmıştır, askerliklerini oralarda yapmaktadırlar. Sakız, Sisam ve Midilli’deki Yunan kolordularının, savaş durumunda er ihtiyacını bunlar karşılayacaklardır. Tehlikeyi önlemek için, bir yandan millî iktisat tedbirleri alınırken, öte yandan, Hükûmet’i dışarıda tutarak İttihat ve Terakki ile Teşkilât-ı Mahsusa’nın düzenlemeleriyle Rumların bölgeden adalara kaçırılması planlanır. İzmir şehrine, yabancıların gözü önünde bulunduğundan, dokunulmaktan çekinilir. Teşkilât-ı Mahsusa Başkanı, bu politikanın amacını şöyle özetler: ​«Bu mücadele, bir şehri kurtarmak savaşı değildi. Yüzyılların kurduğu ve ticareti reayanın (hıristiyan uyrukların) hakkı sayma aymazlık ve felâketi içinde Türk milletinin ekmeğini ve alınterini asla bizden olmamış ve olamıyacak olanlardan almak ve sonra da bu kutsal emaneti kişisel çıkar ve nüfuz tüccarlarının ellerinden kurtarmak savaşı idi. ​Tedbirler, soyut askerî ve idarî alanda kalmış olsaydı, istenen amaç asla gerçekleşmiyecekti. Nitekim memleketin öteki bâzı merkezlerinde bu tedbirlerden yoksun olarak yapılan girişimler, hem daha sert olmuş, hem de aksak ve yarım kalmıştır. İzmir ve hatta bugünkü deyimiyle bütün Ege’de, ancak ondan sonradır ki, Türkler ekonomi ve ticaret yaşamına girebilmek için elverişli zemin ve alan bulmuşlardır. Gâvur İzmir’in Türkleştirilmesinde bu hareket, idarî egemenliğe rağmen, bir toprağa gerçekten sahip olmanın anlamını bizlere ancak bugün anlatabiliyor...
Sayfa 1115·Kitabı okudu
Tarih-Araştırma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Göğe bak İzmir, Ege seni özledi."
İndigo Yayınları - Ömer Ege Zorlu
Alıntı
Balıkesirli Er Musa için bütün Türk Ulusu
18 Temmuz 1934 günü, Sisam’dan 7 savaş gemisi denize açılır. Bunlar Darboğaz’a doğru gelmektedir. Kaymakam durumu Ankara’ya ve İzmir Valiliğine bildirir. Bunların 7’si torpido, 4’ü kruvazördür. Konuyla ilgili askeri yetkililerle sürekli haberleşilir. Kızılcahamam’da bulunan Atatürk, gelişmeleri yakından izler. İngiliz donanmasının, tehdit edici bir biçimde kıyılarımıza yaklaştığı kendisine iletilince, Ankara’ya ve Kuşadası’na, şu emri verir: "Kanuni vazifesini yaptığı anlaşılan Türk eri Musa yerinden alınamaz ve cezalandırılamaz. Gerekirse er Musa için Britanya İmparatorluğu ile savaş göze alınır. Kızılcahamam’dan şimdi hareket ediyorum. Ege bölgesinde kısmi seferberlik emri veriyorum." Dilaver Argun, Atatürk’ün bu çıkışını yıllar sonra şöyle değerlendirecektir: "Bu emir, bu haysiyetli ses, beni ağlattı. Bütün yorgunluğumu alıp götürdü. Atatürk’ün görev aşkını koruyan bu sözlerini, başka kimseden duymadım." Atatürk’ün dediği gibi, gerekirse Balıkesirli Er Musa için bütün Türk Ulusu bir kez daha İngiltere ile savaşacaktır.
Türkiye, 20 Temmuz 1975 tarihinde, İzmir merkezli ve cephesi Ege Denizi'ne ve Batı Akdeniz'e dönük olmak üzere dördüncü bir ordu (Ege Ordusu) kurdu. Bu ordu, hem ABD'nin silah ambargosuna bir tepki olarak, hem de bir NATO ordusu sayılmayacak biçimde, NATO envanterinin dışında teşkil edilerek kuruldu. tık komutanı Orgeneral Turgut Sunalp'tı.
Sayfa 275·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset