İş çevresinde, otobüslerde ona ilgi gösteren erkeklerin yüzlerindeki sığ ve silik gülümseyişler onda bir küçümseme uyandırıyordu. Bu erkeklerin kendi okudugu kitapları okumadığını, küçük mutluluklar, küçük duygular birikintisinde yaşadığını seziyordu. Derinlik arıyordu o. Derin bir gülümseyiş, uzağa ve derine yönelmiş bir bakış.. Düşlerinde öyle bir erkeği yaşatıyordu. Onunla birlikte sessiz bir derinliğe doğru yol alabilecek bir erkek...
Evet, görüyorsun, sözcük belirdi: ‘yitirmek’. Yitirdik bazı şeyleri. - Bugün havaalanında, omuzuna dokunduğumda, başını kaldırıp söylediğin ilk söz, “Nereden çıktın?” oldu; ben de, “Yumurtadan” dedim…
Oysa çok farklı olabilirdi:-
Kafanı kaldırıp beni görünce, gözlerin parıldayabilirdi (gerçek durumda son derece yorgun, kuru, hatta donuk bir hayretti gözlerine çıkan), “Burada mısın?” diyebilirdin - ben de, “Buradayım” derdim.
Ya da, hiçbir şey söylemeden, boynuma sarılabilirdin. Bir şeyler konuşmamız gerekmeyebilirdi. Zaten, saçma şeyler olacaktı söylenenler - nitekim öyle de oldu…
"Bir zamanlar benimdi bu, ama benden çok, çok uzun zamandır senin." Biz birbirimizindik, ama birbirimizden: o kadar ayrı kalmıştık ki, başkalarınındık artık. Yaşamlarımızda asıl hak iddia edenler işgalciler ve sadece işgalcilerdi.
“Birbirlerini sevmeyen insanları evlendirip sonra da geçinemeyişlerine şaşırıyorlar. Sahibinin keyfine göre çiftleşmek ancak hayvanlarda olur; insanların kendilerine göre arzuları, sevgileri vardır.”