Jan Demir

Jan Demir
@jandemir
ehl olmamış yabancı*
Öğretmen
İstanbul-Beşiktaş
Utopia
62 okur puanı
Haziran 2017 tarihinde katıldı
“Güzelleş be oğlum, şimdilik ölümüne kadar hayattasın.”
Puan vermedi·147 syf.··
2022 17. kitabı
Sevgili okur, Bu romanı okumadan önce lütfen etrafınızda sizi rahatsız edecek her türlü nesneyi-şeyi- görüş alanınızdan çıkardığınıza emin olun! Ağır Roman, adının hakkını veren bir edayla masalsı bir Heredot anlatısı gibi bizi, sarıp sarmalayan edebi diliyle karşılıyor. Bu masalsı anlatının büyüsünü zihninizin en kallavi yerinde misafir etmek için de romanı iki elinizle kavramalı, gözlerinizi iyice kısıp dikkatinizi dağıtacak her türlü olasılığı köşedeki bakkala gönderip yerinize güzelce kurulmalısınız. Tüm bu koşullar sonrası artık eserin büyülü dilini ve onu çevreleyen giz perdesini aralayabilirsiniz. “Güneş buluttan sıyrılırken Kolera’nın âlemci kadınları bir omuz darbesinde yıkılacakmış gibi duran evlerinin önünde oto tamircileriyle, marangozlarla, tornacılarla aslanlar gibi muhabbete koyuldular.” Metin Kaçan, bağlamı metropol olan bir mekânın ve bu mekân içinde “yitirilmiş” efendiliği, endüstriyel mekanizma içinde kendilik değerini yitirmiş insanların, hikâyelerini “Kolera” üzerinden ruhsal bir yolculuğa çıkarır. Ailesinin taşradan metropole göçüyle başlayan alt-kültür teması, Metin Kaçan’ı sosyo-kültürel açıdan yetiştiği mekânın ruhuna dönüştürür. Bu mekân “Kolera”dır. Toplum tarafından dışlanan bu yer ve çevresini sarmalayan “ötekinin oluşumu” onun roman dilini kabadayılık taslayan, racon kesen bir edebi bir dile (ki bu dil edebiyat çevreleri tarafından edebi olmamakla eleştirilmiş) dönüştürür. Metin Kaçan’ın diliyle perçinlenen romanda cinsiyet farklılığı ve bu farklılığın açmazları, ötekinin oluşumu ve direnci, kahramanlarını şekillendirir. Onun anlatısında kahramanlar: tinerciler, fahişeler, pezevenkler ve alt-kültüre sahip olan diğer kimliklerdir. Bu yönüyle Kaçan, toplumsal olarak diplerde yaşam sürenleri, uçlarda yaşayanlarla karşılaştırma
İnceleme
Ağır RomanMetin Kaçan · Can Yayınları · 02,762 okunma
Reklam
bir ayna, bir ütü, bir lamba…
Puan vermedi·128 syf.··
2022 16. kitabı
Kayıplarla başlayan her hikâye bugüne kadar merakımı hep kamçılamıştır. Sonuçta biz de “çağın kayıpları” sayıyoruz kendimizi. Bir Orhan Pamuk senaryosu ve sonrası Ömer Kavur’un “Yeni Sinemacılar” anlayışına uygun beyaz perde uyarlaması. Orhan Pamuk, Kara Kitap’la çağın ötesine geçmeye hazırlandığı bir dönemde bu hikâyeyi yazmaya koyulur. Ömer Kavur’un da ısrarı bu işi hızlandırır tabii. Hikâyenin temelini, postmodern anlayışta da sık sık yer edinen “kayıp” ve “arayış” imleri oluşturuyor. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü anımsatacak metinselarasılıklar da kendini daha ilk anlarda ele veriyor. Bu hikâye insanı: fotoğraf, zaman, saat ve rüya kavramları içinde eritmiş; onu bir yüzden, bir lahzadan, bir düşten, bir donukluktan oluşan fasit döngüde, çelimsiz bir arayışta bırakmıştır. Güçlü bir alegoriyle Orhan Pamuk’un, güçlü mürekkep sızıntısını diğer eserlerinden izler taşıyarak okuyucu/izleyici karşısına çıkarmıştır. "Saatlerin kalbi vardır", "bir kitap okudum ve hayatım değişti" diyerek sokaklarda, otobüslerde, istasyonlarda, otellerde, kahvelerde birbirlerini arayıp; ardışık olarak birbirlerinin cümlelerini tamamlayan, birbirlerini hiç tanımayan insanların "Yeni Hayat"ından çok şey var bu hikâyede. "Yüz"lerindeki keder, fizyonomi’den ilm-i kıyafete, oradan başka yerlere uzanan kadim bir hikâye taşır. "Gizli Yüz"de farklı olan, yüzleri okurken kitapları değil ruhların aranmasıdır. Bu yönüyle İranlı ünlü şair Feriddün Atar’ın, yüzlere dair o ince sızıntısı gelir aklımıza: “Binlerce, binlerce sır bilinecek o ‘gizli yüz’ gösterince kendini.” “Ne zaman bir hikâye anlat deseler ağaçları düşünüyorum.” *spoiler Tam bu cümle aklımın kıvrımlarını okşarken, varlığın izi “sestir” diyen bir söz araladı kapıyı. İşte bu hikâyede öz “saat sesi” olarak
İnceleme
Gizli YüzOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20161,029 okunma
9/10
·130 syf.··
2022 15. kitabı
Everest Yayınları tarafından yayımlanan bu başlangıç öyküleriyle ilgili çok düşündüm. Hatta okuduktan sonra da epeyce bekledim. Üzerinde bu kadar konuşulan, söz söylenilen, söyleşiler yapılan HAT’a ve yazınına dair yazmak kolay değildi çünkü. (Onunla henüz tanışmayanlar için “HAT” derken “Hasan Ali Toptaş”ı kastettiğimi de belirteyim hemen.) Onun yazma hikâyesi; kelimeleri, soyut cümleleri ve çevresine yaydığı ışık; bir okur-yazar olarak benim yolumu aydınlatan bir deniz feneri gibiydi. Her daim. Uzaktan. Ama varlığını hissettirerek… Eğer HAT okumamış olsaydım dilim biraz eksik kalırdı sanki. Eğer şimdilerde dilimin imkânlarıyla göneniyorsam, onun da bunda payı vardır. “Bir Gülüşün Kimliği” ile… Bütün kitapları bir yanda, Geçmiş Şimdi Gelecek diğer yanda duruyor. Mütevazı bir iddiası var kitabın. Otuz yıl öncenin acemiliğiyle ve mahcup tedirginliğiyle yazılmış olsa dahi, içten diliyle kavrıyor okurunu. HAT’ın bu eseri, yazınının ‘cevher’i diye de nitelendirilebilir. Belki okur olarak beklentilerinizi tam olarak karşılayamayacak –hele ki HAT’ın diğer kitaplarını okuduysanız– ama yine de onun yazınına dair ilk ipuçlarını yakalamak istiyorsanız ıskalamamanız gereken bir kitap. Dilin kullanılışındaki hassasiyet, öykü adlarındaki özen; şiirsel/ sinematografik anlatım; soyutlamalar, sesler ve müzikler ta o zaman da varmış, diyorsunuz kitabı okurken. “Koşsalardı, sözcükler yerlerini şaşıracaklardı sanki, tümcelerin olmadık yerine sıkışan ünlem imlerinin sesi soluğu kısılacaktı. Siren sesi duyuldu az sonra, sokak büsbütün daraldı; bir yerlerde bir kapı kapandı gürültüyle, bir çocuk, belki pencere dibindeydi, mavi boncuklara benzeyen hıçkırıklar döktü ağzından ve bir adam titrediklerini görmemek için sigarasını kilimin üstünde ezerek cebine soktu ellerini.” (Ak Saçlı
İnceleme
Geçmiş Şimdi GelecekHasan Ali Toptaş · Everest Yayıncılık · 20191,516 okunma
Lemak’ın imgesel öykü evrenine kısa bir bakış
Puan vermedi·184 syf.··
2022 13. kitabı
“Acılar coğrafyasının modern masalcısı” demişti Erkan Ak. Tam da o minvalde bir hikâyeci. Sonla ilişkili bir takım imgeler henüz kitabın ilk sayfasında bizi, yıkılmış bir duvarın arkasında kısık gözlerle izliyor gibi. Diğer eserlerinden bağımsız okunmaması, yazarla yeni tanışacak okurlar için faydalı bir tavsiye olur. Hayali Arkanya’nın sokakları bu küçük hikâyelerde bir hayalet gibi gezinirken kahramanımız Lemak, bazen bir anlatıcı, bazen bir dinleyici olarak karşımıza çıkıyor. Hikâyeler arasında tematik bağ olduğundan sıralanışı bozmadan okumak önemli bir adım olacaktır. Kahramanımız Lemak, yazarın düş gücü konumunda. Çocukluğunun, hayallerinin bir bir yansıtıldığı öykülerde bir nevi yazarın kendi otobiyografik anlatımına şahit oluyoruz. Şimdi biraz Arkanya’nın bağlamını, onun yarattığı sahiden*liğini konuşalım. Mekân yaratımı konusuda başta Gaston Bachelard olmak üzere birçok filozof bir şeyler karalamıştı. Dünya üstünde mekan yaratımında ehl olan birçok meslek grubu mekanı tanımladı, sınırını çizdi, yarattı; fakat mekanının yaratımından çok onu bir karakter gibi insanların için salan hep edebiyatçılar oldu. İşte bir mekanın insana dönüşümü de Kemal Varol’un bu eserinde sahiden şekilleniyor. Gaston Bachelard’ın ifadesiyle: “Bir daha hiç bulmamak üzere yitirdiğimiz evlerin içimizde yaşadığını şairler bize o kadar güçlü biçimde kanıtlar ki!” İşte bu kanıt durumu da Arkanya’yla çok güçlü bir biçimde karşımıza çıkıyor. Öyle ki sadece bir kahram olmaktan öteye bizi saran, sarmalayan, koruyan bir güce de dönüşüyor. Sözgelimi, kışın soğuk ve acımasız zorluğuyla karşılaşınca insan, evin içtenlik değerinin farkına varabiliyor. Bu farkındalık sorasında artık “ev” koruyucu bir sarılmışlıkla dışarıdaki her şeyi unutturmayı sağlamış oluyor. İşte Arkanya, böyle bir yer.
İnceleme
Sahiden HikâyeKemal Varol · İletişim Yayıncılık · 2017940 okunma
Değerlendirme
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
Bizler sözcüklerle yetinmeyen insanlarız, yok olmaya rıza gösteriyoruz. Doğmayı biz seçmedik ve bize verilmekten çok dayatılmış bu yaşamı, kaygı ve acı dolu bir şekilde hiç bir yerde katlanamadığımız için kendimizi mutlu addediyoruz. İyimser ya da umut dolu olmak toplumun her kesimi için vatanseverlik ve dindarlıkla denkken olumsuz olmak ya da umutsuz olmak adeta bir düşünce suçu sayılır ve kişi/kişiler sapkınlıkla suçlanır. Umudun reddine inanan insan, toplumun umut dolu insanının ağzına sığa ettiği küfürlere/hakaretlere maruz kalır. Umut ve iyimserliğin dayatıldığı bu modern çağda birey, umutsuzluğunu galebe çalıp umudunu, bir tür psikolojik inkarla diri tutmaya çalışır.
İyimser Olmayan UmutTerry Eagleton · Ayrıntı Yayınları · 2016166 okunma
Reklam