Istasyonda bir kadin durmus, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yirtik basmasinin altindan kolunu gikararak, trenin gidecegi yolun. Istanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmisti, diyor. O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mi, Sarikamig'a mi, Bagdad'a mi? Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarasi mi, tifüs biti mi yedi? Eger hepsinden kurtulmussa, Ahmed'ini görgen, ona da soracaksin:
- Ahmed'imi gördün mü? Hayir... Hig birimiz Ahmed 'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her seyi gördü. Allah'in Muhammed'e bile anlatamadigi cehennemi gördü...
"Yılbaşının da sence hiçbir hususiyeti yok mudur?" diye sordum.’Hayır’ dedi, ‘Senenin diğer günlerinden ne farkı var sanki? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil; çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması…İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir…’'
"Yalnızlık, insanın içindeki gizli mabettir… Benim yalnızlığım ise, hayatım boyunca ürkütücü bir hızla büyümüş ve sosyal denilebilecek bütün yeteneklerimi teker teker yok etmiştir. Bedenimin çevresinde yıllar boyu inşa etmiş olduğum ve yakında kapısını tamamen içeriden kilitlemeyi düşündüğüm yalnızlık katedralim, belki de şimdiye kadar başardığım tek iştir… Sorarlarsa, “Ne iş yaptın bu dünyada?” diye, rahatça verebilirim yanıtını:
“Yalnız kaldım. Kalabildim! Altı milyarın arasına doğdum. Ve hiçbirine çarpmadan geçtim aralarından…"