"Galiba ben büyüyünce soytarı olacağım. Evet efendim, bir soytarı. Dünyada başka insanlar için yapabileceğim hiçbir şey yok, gülmekten başka. İşte ben de bu yüzden bir sirke katılıp gülmekten öleceğim.
Ters söylüyorsun, Dill. Soytarılar kederlidir, insanlar onlara gülerler."
Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.