Tüm Rusların çarı 1. Aleksandr, Komünist Parti'nin sıradan bir üyesi olan Joseph Stalin'e sadece gücünü ve iktidarını değil, aynı zamanda açık denizlere erişim için verdiği bitmek bilmez mücadelesini de miras bıraktı; {Fransız devlet adamları} Maginot ve Clemenceau da benzer şekilde Sezar ve XIV. Louis'den herhangi bir engelin bulunmadığı Alman ön hattından duyulan endişeyi miras aldı.
1956'da Nikita Kruşçev'in Yirminci Komünist Parti Kongresi'nde yaptığı gizli konuşmada selefi Joseph Stalin tarafından işlenen suçları dürüstçe anlatmasının ardından Batı dünyasındaki her casusluk birimi, Kruşçev'in zihnindekilere ilişkin ipuçları üzerine çalışmak amacıyla metni ele geçirmeye can atıyor ancak hiçbiri Sovyetler Birliği'nin demirden gizlilik perdesini delemiyordu. Bunu başaran İsrail istihbaratı oldu; Isser Harel, konuşma metninin bir
kopyasının CIA'e ulaştırılmasını emretti. Amerikan ve İsrail istihbaratları arasında gizli bir ittifak doğmuştu.
Alman saldırılarına karşı Rusya'yı başarıyla savunan ve daha sonra ordusunun başında Berlin'e girip Avrupa'daki savaşı sona erdiren Sovyetler Birliği'nin en büyük askeri lideri
General Georgi Konstantinovich Zhukov, Coca-Cola'yı kabul etmesi belki de en az olası olan kişiydi. Zhukov, popülerliğinden ve kahramanlığından ötürü kendisinden vazgeçemeyen acımasız Sovyet lideri Joseph Stalin'e karşı çıkma cesaretini gösteren birkaç kişiden biriydi. Savaştan sonra Almanya'nın taksim edilmesiyle ilgili görüşmeler sırasında, Eisenhower Zhukov'u Coca-Cola'yla tanıştırdı ve Zhukov bu içkiyi çok sevdi. Ozel-likle iki süper güç arasındaki çekişme yoğunlaşınca, Amerikan değerleriyle bu kadar özdeşleşmiş bir şeyi kullanırken görülmek istemedi. Bu nedenle alışılmamış bir istekte bulundu:
Coca-Cola'yı geleneksel Rus içkisi votkaya benzeyecek şekilde renksiz yapmak olanaklı mıydı? İsteği Coca-Cola Company'ye iletildi ve şirket, Başkan Harry Truman'ın onayıyla renksiz bir versiyon geliştirdi. Coca-Cola, beyaz kapaklı ve etiketinde kızıl Sovyet yıldızı bulunan özel silindirik şişeler içinde Zhukov'a gönderildi.
Diktatörler vefat ettikten ya da devrildikten sonra yapılan kamuoyu yoklamalannın hemen hepsinde otoriteryen devirlere duyulan özlem ayyuka çıkıyor. Kimilerine göre Joseph Stalin (1878-1953), Muammer Kaddafi ve Saddam Hüseyin gibi kanlı diktatörler hillii. büyük ve benzersiz devlet adamlandır. Bokassa'nın ardından onu milletin lideri ve halkın babası olarak öven bir şarkının epey popüler olduğunu da not edelim.
Bu tuhaf olgu halkın büyük kesiminin otoriteryenizme hayranlık duyan makbul vatandaş olmasıyla açıklanabilir; makbul vatandaş seçimlere hile karıştınlmasını ya da iktidarın tekelleşmesini umursamaz; yapılan işkence ve katliamlara kendi çocuklannın başına bir şey gelmediği sürece kayıtsız kalır. Diktatörün sadece olumlu tarafını görür: Dünyanın kötülüklerinden onu koruyabilen babacan bir liderin kanatlan alunda güvenlik, iş garantisi ve istikrarlı bir hayat arar.
Daha önceki yıllarda olağanüstü hafızasıyla tanınan Joseph Stalin'in hayatının son yıllarında, yakın arkadaşlarının isimlerini bile unutan hafıza kayıpları yaşadığı bildirildi. Stalin'in paranoyasında (demansın yaygın bir semptomu) dikkate değer bir alevlenme oldu ve bu, etrafındakiler için eskisinden daha da tehlikeli hâle geldi. Simon Montefiore'ye göre, teğmenleri "Stalin'in bunaklığı tanısına ikna olmuşlardı." Onu ziyaret eden Yugoslav komünist Milovan Djilas'ın da paylaştığı bir izlenime göre, Nikita Kruşçev'in savaştan sonra Stalin'in "aklı başında değildi" dediği aktarılıyor. Stalin'in Rusçaya hâkimiyeti (anadili değil ancak olağanüstü bir beceri kazandığı bir dil) kötüleşmişti ve kendini ifade etmekte güçlük çekiyordu. İkinci bir dile hâkimiyet kaybı ve kişinin çocukluk diline (Stalin'in durumunda Gürcüce) dönmesi, iki dilli bireylerde bunamanın kanıtlanmış bir sonucudur.