Julio Cortázar – Kendime Anlattığım Hikâyeler
Efsanevi öykücü, usta yazar; Arjantin edebiyatının en özgün kalemlerinden Julio Cortázar’ın öykü külliyatının üçüncü cildi olan Kendime Anlattığım Hikâyeler isimli müthiş eseri okudum.
Büyük yazarın hayattayken yayımladığı son üç öykü derlemesini içeren bu kitap, onun ustalık döneminin en berrak örneklerini bir araya getiriyor.
Cortázar’ın 1979’da yayımlanan Lucas Diye Biri ile başlayan bu hat, 1980 tarihli Glenda’yı O Kadar Seviyoruz Ki ile derinleşiyor; 1982’de yayımlanan Uygunsuz Zamanlar ile tamamlanıyor. Bu üç kitap, bir yazarın kendi zirvesini nasıl kurduğunu adım adım gösteriyor.
Bu yüzden buradaki öyküler yalnızca “iyi” değil; aynı zamanda bir ustanın türle hesaplaşması. Cortázar, öykünün tüm imkânlarını zorlayarak kuralları adeta hallaç pamuğu gibi savuruyor ve türe bambaşka bir soluk getiriyor.
Güney Amerika’nın tüm renklerini arkasına alarak aşka, cinselliğe, sanata, modern zamanların sıkışmışlığına ve siyasal reflekslere dokunuyor. Ama bunu kuru bir anlatıyla değil; halkların içinden geçen bireyleri, rüyaları ve en kırılgan hissiyatları tek tek kurarak yapıyor.
Ortaya çıkan şey yalnızca bir anlatı değil, bir deneyim. Okur olarak sen de bu kurguya dâhil oluyorsun; bazen bir rüyanın içinde, bazen bir düşüncenin kıyısında buluyorsun kendini.
Ve en sonunda şunu fark ediyorsun:
Cortázar öykü anlatmıyor, öykünün sınırlarını yeniden çiziyor.