Uzun zamandır Tarık Tufan okumak istiyordum ve
ilk okuduğum kitabı Şanzelize Düğün Salonu oldu.Başları ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçti ve açıkçası ilk 20-30 sayfada artık olay örgüsü bir otursa da iç hesaplaşmalarını daha sonra okusak,diye geçiriyordum.Kitabı bitirmeye yakın işte,diyordum,aşırı heyecanlı gidiyor yani sonu beni hayrete düşürecek,sırlar çözülecek,her şey anlam bulacak. Arka kapağında geçen “hayat bu,her şey olur” ifadesi bu kadar anlamlı olabilirdi…Anlayacağınız gibi,öngördüğüm şekilde heyecanlı ve anlama bürünme halini sonda yakalayamadım.Çünkü öyle bir şey yoktu. :) Aramamam gerektiği konusunda arka kapak da beni uyarmıştı. Kurgu bir yana,her sayfada isimsiz kahramanımızın iç konuşmalarında kendinize ait olan ya da artık ait olduğunu hissettiğiniz duygular ve düşünceler mevcut.Bir şeyler belirtiyor ve vay be,diyorsunuz,harbiden böyle… Şunu eklemeden de geçmek istemiyorum:Eda’ya olan hisleri nasıl bir şey ki kendine bu kadar eziyet edip yazık ediyor?Buna gerçekten aşk mı deniyor?Bir insan bir insana nasıl bu kadar takıntılı olabilir?Romantik olamayacağım,üzgünüm. Velhasılı kelam;Tarık Tufan’la tanıştığım için mutluyum ve bir sonraki kitabı için heyecanlıyım.