Bana öyle geliyor ki farklılıkların çoğunu biz uyduruyoruz, sonra da bunlar yüzünden dert yanıyoruz.
Aldığın kadar vermezsen, alamazsın.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hey, naber? Hahhahahaa
Tepeye erkek erkeğe olmak için gelmişlerdi. Dişilerin varlığı onlar için sıkıcıydı. Son zamanlarda bütün dünya kızlarla dolu gibi geliyordu. Nereye bakarlarsa baksınlar, uyurken veya uyanık, hep kızları görüyorlardı. Hepsi kızlarla yatmayı denemişlerdi, bazıları ise umutsuzluk içinde kızlarla yatmamayı denemişti. Sonuç aynıydı. Kızlar oradaydı.
Sayfa 43·Kitabı okuyor
Belki daha az düşünseydim, dokunabilirdim o sürekli duyguya ama mutluluğun, tatmin olmanın bir göz kırpması kadar kısa sürdüğünü anlamam zor olmadı. Uğruna hatalardan kaçınılacak bir b*k değildi mutluluk!
Sayfa 395·Kitabı okuyor
Kê kiyê xwe, çiyê xwe, ciyê xwe wenda nekir li van axan?
Kurdî
Dostluk ve düşmanlık, inkâr ve iman ikiliğe sebebolur... İnkâr edene, in­kâr edeceği bir kimse lâzımdır. Bunun gibi kabul edene de kabul edeceği bir kimse gerekir. Bundan da anlaşılıyor ki, birlik ve yabancılık ikiliği mucip­tir. O âlem ise küfrün ve îmanın, dostluk ve düşmanlığın fevkinde, ötesinde­dir. Madem ki dostluk ikiliği icabettirir ve orada ikilik olmayan bir âlem mevcuttur; sırf birlik vardır, oraya erişince, bu ikisi sığamayacağından, dostluk ve düşmanlıktan çıkmış olur. Şu halde oraya eriştiği zaman ikilikten ayrılmış demektir. İkilik, aşk ve dostluk olan o ilk âlem, şimdi söylediğim iz âleme nisbetle daha düşük ve aşağıdır. Binaenaleyh onu istemez ve kendisi­ne düşman bilir. Meselâ Mansur’da Hakk’ın dostluğu son hadde varınca, kendi kendinin düşmanı oldu ve kendini yok ettirdi. Ene'l-Hakk dedi. Yani ben fena buldum, yok oldum; yalnız Hakk kaldı, işte o kadar! demek istedi. Bu ... (k)ulluğun, bendeliğin son haddidir. Yani yalnız O' dur, demektir ve o kadar... Şu halde Ene'l-Hakk'ı Hak söylemiştir. Zira O'ndan gayrı bir varlık yoktu; Mansur da yok olmuştu ve o söz Hakk’ın sözüydü (Mevlâna 1985:294-5)