Raskolnikov, insanları "sıradan insanlar" ve "olağanüstü insanlar" olarak ikiye ayırmıştı. Sıradan olanlar geleneklerine bağlı, tutucu, boyun eğerek yaşayan adı üstünde sıradan insanlardır. Mevcut düzeni devam ettiren ve kendileri gibi olanların çoğalmasına araç olan insanlardır bunlar. Dünyanın çoğunu bu "sıradan" insanlar oluşturur ki düzenin var olması için gereken de budur. Raskolnikov'un tanımına göre "olağanüstü" insanlar ise sürekli yasaları çiğneyen, yıkıcı insanlardır. Bu insanlar toplumsal kuralların ve yasaların dışına çıkarak çeşitli suçlar işlerler ancak bu insanların büyük bir kısmı, şahsi olan ve göreceli olarak mevcut olandan daha iyi saydıkları fikirlerini uygulamak için bu suçları işlediklerini öne sürerler. Hatta bunları bir suç olarak bile görmezler. Yani mevcut olanı yıkmalarının nedeni, daha iyi olanı yapmaktır. Raskolnikov'un dediği gibi:
"Bunların ülkülerini gerçekleştirmeleri için, cesetlerin, kan göllerinin üzerinden atlamaları gerekse, bence kendilerine bu izni, vicdan rahatlığıyla verebilirler; tabii bu söz konusu ülkünün ne olduğuna, boyutlarının ne olduğuna bağlı olan bir şeydir..." (s.324)
Olağanüstü insanlar kendilerine, yasaları çiğneme ve ülkülerine giden yolda gözünü bile kırpmadan her şeyi yapma hakkı verirler. Sıradan insanlar, bu hakları onlara hiçbir zaman tanımazlar. Mevcut düzeni korumak adına, fırsat buldukları ilk anda onları en ağır şekilde cezalandırırlar. Tüm bunlarla beraber sıradan insanların kendilerinden sonraki kuşakları, geçmişte atalarının cezalandırdığı "olağanüstü" insanların amaçlarını ve önemini (eğer ortada iyi ve ilerici bir amaç varsa) anlarlarsa onların heykelini diker hatta onlara tapınırlar.
"Birinci bölümdekiler hep bugünün, ikinci bölümdekilerse hep yarının efendileridir. Birinciler dünyayı korurlar ve