Hakikat ehline göre insanların işledikleri ameller, cansız varlıkları bile etkiler. İbn Arabi bu konuda şöyle demiştir: "Kötü amellerin işlendiği bir yerde yapılan amel ile salih amellerin işlendiği bir yerde yapılan amel birbirinden kıymetçe farklılık arz eder. Bunun içindir ki Kâbe'de kılınan bir vakit namaz başka yerlerde kılınan yetmiş vakit namaza denk gelmektedir.
Resûl-i Ekrem, Arafat’ta ümmetinin affı için yaptığı duayı burada da tekrarlamış ve bunun ardından gülümsemişti. Bunun sebebi sorulunca duasının Allah tarafından kabul edildiğini ve bunu öğrenen şeytanın nasıl perişan olduğunu gördüğü için gülümsediğini ifade etmiştir .(Müsned, IV, 14-15; Beyhakî, V, 118).
Bir insan Allah'a şirk koşuyor, O'nu (cc) ibadette birlemiyorsa müşriktir. Fıtratı/Aklı oldukça da mazereti yoktur. Velev ki Allah'a inansın veya bir nebiye müntesip olsun, sonuç değişmez. Kişinin "Allah'a ve peygamberlerine inanıyorum." sözü, şirkle beraber insana fayda sağlamaz. Buna örnek olarak Mekkelileri verebiliriz. Onlar Allah'a şirk koşan bir toplumdu. Ancak bununla beraber; Allah'a inanıyor, İbrâhîm'in (as) ümmeti olduklarını söylüyorlardı:
"De ki: 'Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Kulakların ve gözlerin sahibi kimdir? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartan? İşleri çekip çeviren/yöneten kimdir?', 'Allah'tır. diyecekler. De ki: 'Öyleyse korkup sakınmaz mısınız?" (Yunus,31)
"De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin) yer ve içindekiler kime aittir?', 'Allah'a aittir' diyecekler... De ki: 'Öğüt almaz mısınız?' De ki: 'Yedi göğün ve büyük arşın Rabbi kimdir?', 'Allah' diyecekler... De ki: 'Korkup sakınmaz mısınız?' De ki: 'Her şeyin mülkünü/yönetimini elinde bulunduran kim? O her şeyi koruyup himaye ederken, kendisine karşı kimsenin himaye edilemeyeceği kimdir? Şayet biliyorsanız (söyleyin kimdir o)?', 'Allah' diyecekler. De ki: 'Nasıl oluyor da böyle büyüleniyor (şirkle aldanıp hakka karşı geliyorsunuz)?(Muminûn,84-85)
Kendilerini İbrâhîm Peygamber'e nispet ediyorlardı. İnanç ve eylemlerinin İbrâhîm'in (as) dini olduğunu düşünüyorlardı..
Bunun delili; Kâbe'ye sahip çıkmaları, hacılara su dağıtmaları, kurban kesmeleri ve sadaka vermeleriydi.
Ancak tüm bunların Allah (cc) katında onlara faydası olmayacaktır. Çünkü şirk, inanç ve amel adına her şeyi boşa çıkaran bir illettir.
"Andolsun ki sana ve senden önceki (resûllere): 'Şayet şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olursun. diye vahyedildi vahyedildi." (Zumer,65)
"Müslümanlar bir bütündür, hepsi kardeştir. Kâbe hükmünde iman dururken çakıl taşı hükmündeki günahlara bakıp muhalefet etmek akıl kârı değildir. Her Müslüman bir buz hükmündeki benliğini kevser-i Kur'an içinde eritmelidir. Biz ancak nefsimize muhalefet ederiz, bir müslüman kardeşimiz şayet bize muhalefet edecek olursa, davamızı anlatır muhalefet etmeyiz.
Esas gaye ihlas olduğundan, ihlas da herkese yeteceğinden bunda muhalefet olmaz. Şayet gaye maddi olsaydı, bir menfaate çeşitli eller uzanınca muhalefet olabilirdi. Demek müminler bir vücud gibidir ve bir şahs-ı mânevî teşkil etmişlerdir."
Resûlullah (sav) peygamber olduğunu ilan ettiğinde kırk yaşındaydı. Ve O (sav) bu görevi 23 yıl boyunca sürdürdü. Yani Kur'ân o anda dünyada ismi anılmayan bir yarımadada 23 yılda indirildi. Medeniyet yoktu, belirli bir siyasi düzen yoktu, kayda değer bir üretim yoktu, hiçbir şey yoktu. Böyle bir coğrafyaya indirildi Kur'ân ve böyle bir coğrafyaya indiği için bölgesel kalması, dünya çapında ses getirmemesi beklenirdi. Resûlullah (sav) henüz Mekke'deyken Roma ve Pers imparatorluklarının yıkılacağını ve İslam dininin her yere yayılacağını haber verirken, etrafında sadece yirmili yaşlarda, Kâbe'de namaz kıldıkları için dayak yiyerek bedel ödeyen sahabeler vardı. Onlar bu haberi tasdik ettiler. Konuşulanlara bir bakın! Bunlar kimsenin inanacağı türden haberler değildi.
Bu 23 yılda ne oldu?
Resûlullah (sav) vahiy ile toplumda çok büyük dönüşümlere sebep oldu. İnsanların sadece yeme içme âdetleri değişmedi, uyuma ve uyanma şekilleri de değişti. Temizlenme biçimleri değişti. Evlenme ve boşanma hukukları değişti. Nefret ettikleri ve sevdikleri davranışlar değişti. Bakışlarının şekli değişti. Seslerinin rengi değişti. Sohbet konuları değişti. Dost-düşman olma kriterleri değişti. 23 yılda kültürel, sosyal, dinî, ekonomik, siyasi açıdan her şey değişti. İnsanların eski hallerinden eser kalmadı; kalan sadece kendi dilleriydi. Araplar yüzyıllardır şiirleriyle iftihar ediyorlardı. Sonraki yüzyılda ise artık kimse şiir yazmıyordu çünkü artık nesilden nesle geçen tek şey Kur'ân ve Resûlullah'ın (sav) sünneti olmuştu.
Bu durumu -bu kelimeyi sevmiyorum ama- 23 yıl süren herhangi bir devrimle karşılaştırın. Devrim sona erdiğinde, ekonomik ya da siyasi sistem belki değişir ama dinî görüş genellikle aynı kalır. Siyasi görüş belki değişir ama kültür aynı kalır. İslam söz konusu olduğunda