Ebu Cehil'in evi, Kâbe'ye hem peygamberimizden (SAS) hem de Hz. Ebubekir'den(Ra) daha yakındır. Demek ki bazen maddi yakınlık insana herhangi bir Fazilet kazandırmıyormuş.
Kudüs'e Gitmek Şarttır
Allah'ın mesajı çok netti:Bizans toprağı bile olsa,Kudüs,Müslümanlarındı.Müşrik işgali altında bile bulunsa,Kabe,Müslümanlarındı.Müslümanlar,kendilerine ait olan bir mekânı ve değeri öylece yüzüstü bırakamazlardı.önce gönülleriyle oraya yönelir,oraları gündemlerinin doğal bir parçası haline getirir,daha sonra ilk fırsatta ayak basar,nihayet şartlar olgunlaştığında da himayelerine alırdı.Hedefe doğru,tedricen yürünürdü.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Suriye'deki Gassân mevkiinde İslâm'ın zuhûrundan dört yüz sene evvel bir Arap hükümeti teşekkül etmiş ve Gassâniyye Devleti nâmını almıştı. Sonra bu hükümet, Bizans hükümdarlarının tâbiyetine ve dinine girmeye mecbur oldu. Yirmi yedi hükümdarından sonuncu olan Cebele b. Eyhem, Hazreti Ömer zamanında Medine'ye geldi ve müslüman oldu. Sonra Hac için Mekke'ye gitti. Kâbe'yi tavaf ederken bedevînin biri bunun ipekli ihramına bastı. Cebele buna hiddetlendi, bedevînin burnuna bir yumruk indirdi. Bedevî, Halife Hazreti Ömer'e müracaat ve dava etti. Hazreti Fârûk, Cebele'ye "Ya hasmini râzı et yahut o da senin burnuna vurup hakkını alacaktır." dedi. Cebele "Ben hükümdarım, o âdi bir bedevidir." dediyse de, Hazreti Ömer "Müslümanlık hukukunda bunun ehemmiyeti yoktur." buyurdu. Cebele "Öyle ise müsaade et de bu gece düşüneyim." dedi. Hazreti Ömer müsaade etti. Cebele, birkaç para vermekle bedevîyi râzı etmeyi kendisi için bir züll saydığı için o gece maiyetiyle beraber kaçtı. Bizansa iltica ve orada irtidâd etti. (dinden çıktı.)
Bir gün inşallah buluşacağız Kabe'm
Her yıl yüz binlerce mü'min Mekke'ye gider, orda nefsten soyunur şeytanı gözle görmüşcesine teşhir eder ve taşlar, sonra milyonluk tek gönül halinde Allah'ın önünde eğilir Hz. ibrahim'i anar Hz. İsmail'i anar, insanlığın büyük ve eşsiz kurtarıcısını ve onun etrafında dört dönen sahabileri anar. Geçmiş zamanı, o büyük ve mes'ut vakitleri yeniden yaşarlar. Kulaklarında vahyin ilk tebliğ edildiği anlardan ihtizazlar, ruhlarında ulvî ürpermeler, gönüllerinde mübarek sevinçler, mükemmel ve üstün mü'min olarak yurtlarına dönerler. Kabe'de bütün İslam âleminin kalbi bir kalp gibi atar. Afrikalı, Asyalı, Avrupalı, Türk, Arap, Hintli, beyaz, sarı ve zenci ayrılmaksızın orda mü'minler, İslam'ın derinliğinde ve büyüklüğünde erirler ve olurlar.
Sayfa 75·Kitabı okuyor
Kâbe Allah'a inanışın en büyük savaşlarından birini yapmış olan Hz. İbrahim'in de, dinin, kendisiyle son ve en mükemmel haline vardığı peygamberlerin en büyüğünün de, vahiyle ürperdiklerine ve kol kol bütün insanlığı ürperttiklerine şahit, o mübarek ellerin kendisine değmesinden mesut olmuş, o günlerin, o vahyin, o çağrışın izlerini taşıyan ulvî bir yapıdır.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Abdülmuttalib’in soyundan gelecek insanlığın kurtarıcısı
Abdülmuttalib yine Kâbe'nin hareminde ve uykuda.. Müthiş bir rüya: Arkasından gümüş zincirler fışkırmış... Birinin ucu göklerde, birininki güneşin doğduğu yönde, öbürününki de batı tarafında... Kol kol her istikâmete dağılan zincirler nihayet bir ağaç nizamında sarmaş dolaş düğümleniyor, sonra dal dal şubeleniyor ve yaprak yaprak açılıyor... Her yaprağın üzerinde, inci gibi donmuş bir Nur... Ve... Ağacın gövdesine, dallarına, budaklarına, bütün girinti ve çıkıntılarına asılıp kalmış mahşerî bir insanlık... Ulvî rüyayı tâbir ediyorlar: - Senin soyundan öyle biri gelecek ki, bütün yer ve gök halkı, O'nu insanlığın kurtarıcısı bilecek... Abdülmuttalib'in son defa evlendiği Fâtıma' dan Abdullah dünyaya geliyor. Abdullah; sahibine teslim edilmek üzere mukaddes emâneti taşıyanların sonuncusu ve doğrudan doğruya teslim edicisi...
Sayfa 38 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam