Birbirinizin gönlünü kırmayın. Çünkü insanın gönlü Kabe’ye benzer. Gönül Tanrı’nın evidir. Tanrı ile gönül arasında perde yoktur. Kabe nasıl dokunulmaz, mübarek ise gönül de Tanrı’nın tecelli ettiği yer olduğu için mübarektir, ona dokunmayın.
Devlet dairesine girer girmez onun mutlu hayatı artık bitmişti. Çünkü içerideki kalem efendileri, cahiliye devri boyunca Kabe'de bekleyen putlar kadar kımıltısız ve kayıtsızdılar.
Hicretin altıncı senesi Kâbe'yi ziyâret maksadıyla Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashâbıyla radıyallâhu anhum ecmaîn berâber Medine'den çıkmıştı.
Mekke'ye yaklaştıkları sırada mukâvemetle müşkilat çıkarılacağı anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashâbıyla istişâre eyledi.
Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh şu mütalâayı dermiyân etti:
- Ya Rasûlallah bizim maksadımız harp ve darp değildir. Kâbe'yi ziyarettir. Onun için yolumuzda durmakta mânâ yoktur." dedi.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem de bu fikri kabûl ile Hudeybiye musâlahası akd olundu.
Bu muâhede Müslümanlardan ziyâde müşriklerin lehinde gibi görünüyordu. Hz. Ömer radıyallâhu anh bundan son derece muzdarip olmuş, Hz. Ebû Bekir'e gitmiş anlatmış, Hz. Ebû Bekir de O'na:
"Hz. Muhammed bir Peygamberdir. Ne yaparsa Allah Celle Celâluhu'nun emriyle yapar, Allah Celle Celâluhu onun her zaman Nâsırı ve Muînidir." demiştir.
Bilâhare Hz. Ömer radıyallâhu anh de bu muâhedenin hakikaten bir feth-i mübin olduğunu anlamıştı.
SELÂM
Selâm sana ey ak nûrlar sahibi,
Seni candan sevmiş idi son Nebi...
Sen ki geldin, nûrlar saçtın cihana,
Benim gönlüm hasretinle hep yana...
Derd-i derûnuma derman eriştir,
Gecemin gündüzü yok, bu ne iştir?..
Şefaat eyle ey Kâbe'nin mumu,
Ben sana bağladım hep umudumu...
Sensin Son Nebi'nin kokladığı gül,
İşte ben de oldum, bir garip bülbül!..