Kaçamazsın," dedi. "Kaçman imkânsız."
Yağmur yüzüme kamçı gibi vururken ağlamamak için yumruklarımı sıktım. Ve o üzerime eğildiğinde, zaten ağlayamazdım.
Yağmur çok daba hızlıydı, gece çok daha kızıl. Korkum göğsümü ikiye ayıryordu ve keskin soluğu o yarığa doluşuyordu.
Islak bukleleri yüzüme, nefesi boynuma düştü.
"Bunu yalnızca bir kere söyleyeceğim. Bana bak kızım, karnında başka bir adamın çocuğunu taşıman umurumda değil, benim bataklığımdasın ve seninle işim bittiğinde buradan yalnızca cesedin çıkacak."
Doğmamış olmanın daha iyi olacağı fikri geleceği vaatten yoksun ve geçmişi de arzulanır geçmişten önceki zaman dilimi olarak sunar. Bilinmeyen, görünüşte fazlasıyla bilinene tercih edilir. Orada hiçbir acı ya da haz olmamasının hazzı ya da acıdan çok haz olması arzusu değildir söz konusu olan; bütün haz-acı hesaplamalarından - 19. yüzyılda gayet uygun bir isimle "hedonistik cebir" denen şeyden- kurtulma arzusudur. Nihai dilektir bu: haz ya da acının bitmesi dileği değil, arzu ve acının hiç başlamamış olması dileği. Bir intihar ya da ölüm dileğinden daha iddialıdır bir bakıma; hiç doğmamış olma arzusu tüm bu kaygılardan muaf tutulma arzusudur.
...
Asla doğmamış olma dileğinin önkoşulu doğmuş olmaktır.
...
Hiç hayal kurmama halinin hayalini kurmaktır, herhangi bir şeyden azat edilme ihtiyacından azat edilmektir.
....
Sanki hiç arzu etmeye başlamamış olma arzusu hariç tüm arzular hayatın aslında ne olduğuna dair bir yanlış anlamaymış gibi.... doğmamış olmanın daha iyi olup olmadığı sorusunu sormanın, bilerek ya da bilmeyerek çoktan bir özcü olmak -ya da en azından özcülüğün tesellisini cazip bulmak; hayatın esasen nasıl olduğunu bilen ya da bildiğine inanan birine dönüşmek anlamına geldiğini de belirtmek gerekir. Bu alimi mutlak bir konumdur; trajedi bunun son derece yıkıcı sonuçları olduğunu ifşa eder. Doğmamış olmanın çok daha iyi olacağına inanan insan -bu inanç kulağa ne kadar absürd gelirse gelsin- doğası gereği muhtelif bakış açılarına, alternatif görüşlere ya da rakip veçhelere inanamaz.
....
Dünyanın ve yaşamın gerçek bir doyum barındırmadığı ya da doğmamış olmanın daha iyi olacağı fikri, daha az keyfimizi kaçıran başka tasvirlere ulaşabileceğimiz fikri kadar kurmacadır.
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgâr gibi inmiş; Bir sır ki bu, ölsen bile asla açamazsın... Anlatması imkânsız olan öyle bir an ki,Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...Bak emrediyor: Daldığın âlemden uyan ki Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın...