ah dost…!
-en ağır çığlık susmanın içinde büyür-
her gidişte
geri dönmeye çalışan bir yol durur.
-insan
en çok kendi öfkesinde kaybolur-
.
ah dost…!
gitmek bazen bir yolculuk değil
birinin yüreğinden çıkmaktır.
bazıları gider
ama ihtimali kalır; belki döner!..
ve insan bazen bir ihtimali sever
sen bir hoşça kal dersin
o bir ömür bekler.
.
-insan sevdiğini kaybedince
biraz da kendini kaybeder-
.
ve ben Ey Sevgili…!
seni kaybetmemek için
kendimi kaybettim.
ve sen bir merhaba dedin
ben bütün ömrümü
sana cevaba vakfettim
.
sen gittin…
şehir küçüldü
sokaklar sustu
göğün mavisi düştü
ben bu dünyaya
büyük cümleler kurmaya gelmedim.
bir yanlışlığın
altına atılmış imza olarak geldim.
çocukluğum,
yanlış adrese bırakılmış
bir mektup gibiydi.
.
ne zaman mutlu olmaya kalksam,
bir yerlerden
eski bir acı çıkıp geldi
eteklerime yapıştı.
ölmeyi çok düşündüm…
ama ölüm de
fazla ciddi bir iş gibi duruyordu.
.
ben o kadar ciddi biri değildim.
sonra
susmayı düşündüm…
ama susmak da
fazla bilgece bir duruş gibi geliyordu.
.
ben o kadar akıllı biri değildim.
bir ara
insanlığı anlamaya kalktım.
bir kuyunun içine eğilip
Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım geldim neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim.