"CABULKA"
"Yaşamın pusulası olsaydı, biz burada bu yolculuğu konuşuyor olamazdık. Pusula yola aittir, yolcuya ve yolculuğa değil çünkü yol, sadece yaşamdan bir parçadır. Oysa yolcu ve yolculuğu, yaşamın tümüdür.Unutmayın, yolun sonu var ama yolcu ölmedikçe yolculuğu bitmez."
Zamandan ve mekândan önce, yalnızca beyaz bir yumurta vardı. Yumurta kırıldığında, içinden çıkan Anka kuşunun gözyaşlarıyla su, kanatlarından düşen tüylerle taş ve toprak, hayretiyle yankılanan sözlerle “isim” meydana geldi. İşte insanlık, varlık ve yokluk arasındaki o ince çizgi burada başladı: “cab ul ka” sesiyle.
Her mit, aslında bir halkın hafızasında taşıdığı derin bir hakikati fısıldar. “Cab Ul Ka” da tam olarak böyle bir hatırlatmadır. Yaratılışın boşlukla, yumurtayla ve Anka’nın kanatlarıyla başlaması bize şunu söyler:
Varlık yokluktan doğar.
Her şey bir “hayret” ile başlar.
Hayretin sesi, zamanın ve mekânın ötesine uzanır. Anka’nın gözyaşından suyun doğması, insana şunu düşündürür: Yaşamın kaynağı duygudur. Hayret, sevinç ve aşk olmadan hiçbir kıta, hiçbir toprak, hiçbir hayat filizlenmez. Turnaların bu sesi işitip peşine düşmesi ise yolculuğun özünü anlatır. İnsan, ilk kez duyduğu o ilahi sesi aramak için daima yola çıkar. Yolda dağlar yükselir, Kafdağı belirir. Çünkü aşk, dağları var eden güçtür.
Her insanın içinde, farkında olsa da olmasa da, görünmez bir kabuk vardır. Bu kabuk; alışkanlıklarımız, korkularımız, ilişkilerimiz, hatta bazen en güvenli sandığımız hayat düzenimizden örülür. Kimi zaman bu kabuk bizi korur, kimi zaman da nefesimizi daraltır. Ve biz, farkına varmadan onun içinde tutsak kalırız.
Fiziki şekli bir anka kuşunu andıran efsanevi bir diyar düşünün: Cabulka.
Üç ayrı bölgeden oluşuyor bu gizemli topraklar: Bilinmeyen Diyar, Karanlık Diyar ve ikisinin arasında yer