- Elbette gelecektin.. ve geldin işte. Haydi artık gidelim, mümkün olduğu kadar çabuk ayrılalım, bu muhteşem saadetin bir zerresi bile kaybolmamalı, asla kaybolmamalı, dedi.
Sanki o, uzun bir yolculuktan yeni dönmüştü ve ben onu garda karşılamıştım, şimdi de evimize gidecektik. Her nefes alışta saadetimi bir parça daha idrak ediyor, bir parça daha içime sindiriyordum. Ömrümün kalan kısmı üzerine tatlı bir ışık düşmüş, gelecek günlerim şeklini bulmuştu.
Doğrulmam için kolumdan çekiyor ve:
- Haydi haydi, diye acele ediyordu.
Uçup gitmek ister gibiydi. Ona:
- Yarın nerede buluşacağız, diye sordum. Kolumu tutan parmakları gevşedi ve:
- Yarın buluşmıyacağız, dedi.
Yalnızca zamanında gelen bir şeyin iyi olduğuna inanan, akla uygun, doğru yaptığı işlerinin çok ya da az olmasına kayıtsız kalan, dünyayı daha az veya daha çok bir süre seyretmeyi umursamayan birini ölüm bile korkutamaz.
Bir geceyle karsılaşması gerekse, bu daha çok aydınlık görüşlü kalan umutsuzluğun gecesi, tinsel varlığın uyanıklığı, belki de usun ışığında her nesneyi kesin çizgileriyle ortaya çıkan şu ak ve el değmemiş aydınlığın yükseleceği gece olsun.